yaşlanma.jpg
Hızla Geçen Zaman ve Cildimiz
prp.jpg
Saç PRP’si ve Saç Mezoterapisi Tedavisi ile Saçlarınızı Geri Kazanın
botoks.JPG
Botoks (Botulinum Toksin - A) Tedavi̇si̇ ile Kırışıklıklara ve Terlemeye "Dur" Deyin
dolgu.JPG
Dolgu Maddesi̇ Enjeksi̇yonu ile Güzelli̇k
mezoterapi.JPG
Dermapen (Mikroiğneleme) Tedavi̇si̇ ile Cilt Yenileme ve Gençleşme
prp.jpg
PRP: Kendi Kanınızda Bulunan Trombositlerinizden Elde Edilen Kozmetik Dermatoloji Tedavisi
Adam Başlarken Botox
Mezoterapi ile Cilt Yenileme, Vücut Bakımı ve Saç Tedavisi
Face Hand ile Kadın
Kimyasal peeling (Cilt Soyma) ile Gençleşin!
Cilt bakımı
Cilt Bakımı: Bugün ve yarın, daima bakımlı olun!
Botox enjeksiyonları
Mevsimlere Göre Cilt Bakım Önerileri

Hızla Geçen Zaman ve Cildimiz

     Cildimiz yaşayan ve soluk alan vücudumuzun en büyük organı ve en önemli giysimizdir. Yaşam sürecinin uzaması ve insanın görünümüne verdiği önemin artması ile yaşlanma sürecini yavaşlatabilme konusu ilgi çekmeye başlamıştır. İnsanoğlu bilim ve teknolojinin verdiği destek ile yaşlanmanın fiziksel belirtilerini kontrol edebilmeye başladıktan sonra bu ilgi daha da artmıştır. Keşke cildimize zarar veren ve hızla geçen zaman da uykuya yatabilseydi!

Neden Güzelli̇k Arayışındayız?

  • Zamanın ilerlemesi ile yaşlanmış görünümün istenmemesi,

  • Aynada kendini beğenmeme ve mutsuzluk,

  • Çevre ve medya baskısı,

  • Güzel insanların istediklerini daha kolay elde etmesi,

  • İnsanların güzel insanlara karşı daha pozitif tavırlar takınması…

     Herkes aynayla barışık olmak ister ama zaman aynalar ile olan barışıklığımıza en büyük düşmandır.

Deri̇ Yaşlanması Nasıl Gerçekleşir?

  • İntrensek (içsel) yaşlanma süreci:

     Kişinin genetik alt yapısı sonucu gelişen kronolojik yani doğal yaşlanmadır. Kalıtsal cilt yapısı ve yaş ile ilişkilidi. Cilt pürüzsüzdür ve güzelliğini korur. İfade hatları belirginleşir ancak derinin normal geometrik paterni korunur. Kaçınılmaz ve engellenemezdir.

  • Ekstrensek (dışsal) yaşlanma süreci:

     Olumsuz çevresel faktörler sonucu gelişen erken yaşlanmadır. Bu olumsuz faktörler arasında en önemlisi güneş, stres ve sigaradır. Ayçiçekleri güneşi çok sever ve hep onu takip eder ancak bizim cildimiz güneşten ciddi zararlar görmektedir. Cildimize güneş gibi zarar veren en önemli diğer faktör sigaradır. Diğer olumsuz çevresel faktörler arasında hormonlar, cilt kuruluğu, farklı çevre koşulları, yerçekimi, alkol, uyku pozisyonu, ve düzensiz yaşam stili sayılabilir. Bu tür yani ekstrensek yaşlanma kişisel önlemlerle engellenebilir veya yavaşlatılabilir.

     Güneşe bağlı gelişen ekstrensek cilt yaşlanmasına fotoyaşlanma da denilmektedir. Dışsal yaşlanma nedenleri arasında yaşlanmanın %80’ini güneş oluşturur. En sık etkilenen bölgeler yüz, göğüs ve kol dış yüzleridir ve güneşe bağlı yaşlanma tüm hayat boyu maruz kalınan güneş ışığının biriken etkisi sonucudur. Güneş ışınlarına maruz kalmak aşırı kırışıklık riskini 3 kat arttırır. Fotoyaşlanma istenmeyen estetik değişimlerin en önemli nedenidir. Fotoyaşlanmada kırışıklıklar, lekeler, deride Renkte soluklaşma, Saydamlık kaybı, kuruluk, esneklik (elastisite) kaybı,  damar genişlemesi (telanjiektaziler), kolay morarma, keratozlar, ve  deri kanserleri görülür. 

     Cildimize güneş gibi zarar veren en önemli diğer faktör sigaradır. Tipik görünüm sigara içici yüzü ya da sigara derisi olarak tanımlanır. Sigaraya bağlı olarak yüzde artmış kırışıklıklar, soluk, hafif kırmızı – mor ya da kavuniçi renk değişikliği, kuru ve vaktinden önce yaşlı görünen cilt gözlenir. Sigaraya bağlı olarak ayrıca saçlarda beyazlamada artış, yüzde kanser öncüsü lezyonlarda artış, dudak ve ağız içi kanserleri ve damarsal lezyonlarda artış, görülür. Sigara kullanımı nedeniyle cilt açısından kadınlar erkeklerden, beyaz insanlar siyah ten renkli insanlardan daha fazla etkilenir. Sigaraya bağlı cilt değişikliklerinde sigara içme süresi ve içilen miktar önemlidir. Sigara kullanımı güneşten bile daha fazla kırışıklığı arttırır, ve hiç içmeyenlere göre aşırı kırışıklık riski 4,7 kat artar.

     Stres, endişe ve kaygı gibi sürekli yaptığımız farklı yüz ifadeleri ile mimik kırışıklıkları oluşur ve zaman içinde bunlar sabit kırışıklıklar haline gelir. Bunu önleyebilmek amacıyla  stresle başedebilmeli ve mimikleri fazla kullanmamalıyız. Mimikleri botoks enjeksiyonu ile durdurabiliriz ve bu sayede yaşlanma sürecini olumlu yönde yavaşlatabiliriz. 

Yaşlanmanın Anatomi̇si̇ ve Tedavisi 

Cilt yaşlanması deri, cilt altı yağ dokusu, kas dokusu, kartilaj ve kemik yapıları içerir. Yaşlanma karşıtı tedaviler uygulanırken anatomik soruna göre tedavi planlanmalıdır. Tedavi kırışıklıkların derecelendirmesine göre yapılır ve tedavi olarak: 

  • Cilt bakımı,

  • Düzenli güneşten koruyucu kullanımı,

  • Kimyasal soyma (peeling), 

  • Lazerle cilt gençleştirme,

  • Botoks enjeksiyonu

  • Dolgu enjeksiyonu,

  • Estetik ameliyatlar

uygulanabilir. Sizin hangi tedaviye ihtiyaç duyduğunuz ve sizin için hangi tedavi yada kombine tedavilerin uygun olduğunu tespit etmek için lütfen dermatolog ya da plastik, rekonstrüktif & estetik cerrahınıza başvurunuz. Yetkisiz ve uzmanlık alanı dışı uygulama yapan kişilerin size işlem yapmasına izin vermeyiniz.

 
 

Saç PRP’si ve Saç Mezoterapisi Tedavisi ile Saçlarınızı Geri Kazanın

     Saçların fizyolojik yapısında olan incelme ve zayıf düşme durumlarında saç diplerine uygulanan enjeksiyonlarla saçın güçlenmesi sağlanır. Saç mezoterapisi ve PRP bu amaçla uygulanan yöntemlerdendir. Saç PRP ve Mezoterapisi tek başlarına kullanılabildiği gibi kombine tedavilerin birer parçası olarak da kullanılabilirler. Bilinmesi gereken en önemli şey ise bu tür tedavilerin yeni saç çıkarmak için kullanılmadığı, sadece mevcut saçları güçlendirdiği gerçeğidir. Tedavilere devam edildiği takdirde saç destekleyici ve dökülmeyi yavaşlatıcı etkileri devam eder. Ancak tedavi durdurulduğu takdirde özellikle erkek tipi dökülme olgularında saç kaybı zaman içinde doğal seyri ile uyumlu bir şekilde devam edecektir.

     Saç PRP ve mezoterapisinin faydalarını özetleyecek olursak saç dökülmesi azalır, saç büyümesi uyarılır, saç kırılması önlenir, yeni saç köklerinin oluşumu hızlandırılır, saç derisindeki hasarlı dokula onarılır, kepekler azaltılır ve saç derisinde kan dolaşımı artırılır. 

     Her iki yöntem de saçlı deriye cilt altına çok ince iğneler yardımıyla 1-2 cm aralıklarla enjeksiyon yöntemi ile uygulanır. Saç dökülmesine karşı uygulanacak tedavi işlemleri tamamen hastaya özeldir. Uygulama seansları tedavi gerektiren alanın büyüklüğüne bağlı olarak 10-30 dakika sürer. Saç derisindeki hücreleri desteklemek ve beslemek için ilk 2-3 ay boyunca her 2-3 haftada bir yoğun tedavi seansı uygulanabilir. Üç aydan sonra seans araları uzatılır ve idame tedavisine geçilir. Bazı hastalar tedavinin ilk birkaç haftasında olumlu sonuçlar alabilir. Olumlu etkilerin ortaya çıkma süresi saç dökülmesinin ciddiyetine ve hastaların tedaviye nasıl yanıt verdiğine bağlı olarak değişir. Saç mezoterapi ve PRP tedavilerinin tam etkisi ortalama 6 ay sonra görülür.

Saç PRP’si:

     Saça uygulanan PRP (Platelet Rich Plasma), kendi kanınızdaki materyallerin kullanılarak saçlı deri dokusunun ve içindeki saç köklerinin desteklenmesi işlemidir. Kısa süre içerisinde, kolay uygulanabilen ve etkili sonuçlar veren bu yöntem, saç kaybında en iyi medikal tedavi yöntemlerden biri olarak gösterilmektedir.

     PRP' de amaç, zengin materyalle saç kaybını durdurarak, sağlıklı saç döngüsünü kazandırmak ve saç tellerini güçlendirmektir. PRP, işlemde kişinin kendi kanı kullanıldığı için hiçbir alerji ve kanla bulaşan hastalık riski taşımaz. İyileşme süreci, içerik dolayısıyla çok kısadır. Uygulama bölgesinde doku gelişimi başlar, hasar görmüş zayıf saç folikülleri onarılır ve yeni, güçlü saç kılı üremeye başlar.

     Tedavi edilecek kişiden alınan 8-10 ml. kan, özel santrifüj yönteminden geçirilip kırmızı hücreler ayrıştırılır. Daha sonra organizmanın tamir mekanizmalarında önemli rolü olan platelet ya da trombosit denilen hücrelerden zengin bir plazma materyali elde edilir ve saçsız bölgeye enjekte edilir. Uygulama bölgesinde doku gelişimi başlar, hasar görmüş zayıf saç folikülleri desteklenir, onarılır ve yeni, güçlü saç kılı üretmeye başlar.

     PRP, hem kadınlar, hem de erkekler için sonucu çok memnun edici bir uygulamadır. Yöntem, saç ekimi operasyonlarından sonra da yerleştirilen greftlerden maksimum sonuçlar almak için özellikle önerilir.

Saç Mezoterapisi: 

     Saç köklerinin daha sağlıklı ve yaşam süresi daha uzun saç telleri üretebilmesi için aktif hale getirilmesi işlemidir. Saç Mezoterapisi'nin diğer klasik ilaç tedavilerine göre üstünlüğü; ilaçların küçük dozlarda bölgesel kullanılmasıdır. Yan etki riskinin olmaması bu yöntemin başlıca avantajıdır. Ayrıca bu işlemin sonuçları oldukça tatminkârdır.

Saç mezoterapisinde amaca uygun olarak seçilen ilaç karışımları, bölgesel olarak küçük dozlarda, özel iğneler ve özel bir teknikle cilt içine verilir. Derinin orta tabakasında bulunan saç köklerine ulaşan ilaç, süratle etkisini gösterir. Uygulanan ürün, saç köklerini besleyen vitaminleri, mineralleri, özel yapı taşı proteinlerini, antioksidanları ve bölgesel kan dolaşımını arttırıcı ilaçları içerir.

     Saç mezoterapisi ihtiyaca göre 4 - 10 seans uygulanabilir. Bu sayı, saçlı derideki ve saç tellerindeki hasarın düzeyine ve dökülme hızına göre belirlenir. Seans aralıkları genelde en az 10-14 gündür. İlk olumlu gelişmeler 3. ya da 4.seanstan sonra görülmeye başlar. Bazı hastalarda 1-3 ayda bir devam tedavisi halinde tedaviye devam edilebilir. Ortalama etki süresi 3 - 4 yıldır. Saç mezoterapisi yan etkisi olmayan, kısa sürede etki gösteren bir tedavidir. Bu yöntem sayesinde saçlı deride kan dolaşımı artar, saç köklerinde hücresel çoğalma ve büyüme hızı uyarılır, saçlı deri gerekli nem oranına ulaşır. Besinsel destek aynı zamanda saç tellerinin koruyucu keratin kılıfının da geliştirilmesini sağlar. İşlem, çok ince uçlu iğnelerle yapıldığından çok fazla acı hissedilmez.

     Mezoterapinin ilk etkisi saç dökülmesini durdurmaktır. Erkek veya kadın, hangi nedenle olursa olsun, saçlardaki bozukluk, saç yapısındaki beslenme ve dolaşım bozukluğundan kaynaklanır. Saç mezoterapisi beslenme ve dolaşım bozukluğunu, doğrudan hedefe yönelik olarak düzelttiği için dökülmeyi çok yüksek oranda durdurur. İşlemin ikinci etkisi, saç kalitesini artırmaktır. Yöntemle, kafa derisinde ölmeyen, dökülmeyip bebek saçı gibi duran tüycüklerin veya birbirine yapışan, uçuşan ince telli saçların kalın saça dönüşmesi mümkündür. Bu doğrultuda dökülme veya cansızlaşma olmadan saçın canlılık ve parlaklığını amaçlayan birçok insan için de, bu etki önemli bir referanstır. Üçüncü etki ise saç hücrelerini bitkisel hayattan çıkarmaktır. Yöntem, canlılıklarını korumalarına rağmen saç üretemeyen saç hücrelerini uyarır. Bu işlevle saçsız gibi görünen alanların bile harekete geçmesi sağlanabilir. Saç dökülmelerinde, saç kökünde küçülme, saçın yaşam döngüsünde hızlanma ve saçın büyüme evresinin (anajen evre) kısalması söz konusudur. Bu yöntem ile saç kökü güçlenir. Yenilenme süreci uzarken dökülme süreci ve miktarı azalır. Saç mezoterapisi, dökülmenin durmasında ve kontrolünde çok önemli bir işlemdir.

     Mezoterapiye ek olarak uygulanan destek tedavilerle saç daha da güçlü hale gelir. Şampuan, tonik, yağ gibi dışarıdan yapılan uygulamalar ek olarak önerilebilir. Özellikle, erkeklerdeki androgenetik dökülmede ilaç tedavileri, saç dökülmeleri kısa zaman önce başlamış olanlarda (5 yıl), önden açılması ve tam kelliği bulunmayan erkeklerde daha etkilidir. İlaç tedavileri, mutlaka doktor önerisiyle ve resmi makamların onayladığı ilaçlarla yapılmalıdır.

     Mevsimsel, strese bağlı, gebelik sonrası ya da metabolik nedenlerle saçlarında aşırı dökülme yaşayanlar, kırılma, cansız ve mat görüntüden şikâyeti olanlar saçlı deri mezoterapisinden yararlanabilirler. Saç mezoterapisinde, saç gelişimi ve sağlıklı saç telleri üretilmesi için gerekli olan eksikliklerin yerine konmasıyla daha dolgun, hacimli ve parlak saçlara sahip olunur. Özellikle kıl kökünde bir küçülmenin gözlendiği ve kılın oluşum ve büyüme evresi olan “anajen aktif büyüme dönemi evresinde” kısalmanın saptandığı “androjenik alopesilerde (erkek tipi saç dökülmesi)” mezoterapi uygulanması faydalıdır. Hormonsal ve genetik saç dökülmelerinde ise bu yöntem destek tedavi olarak tercih edilebilir. 

     Mezoterapi uygulamasında kullanılan karışımın içeriği kişinin ihtiyaçlarına göre düzenlenebilmektedir. Saç mezoterapisi, lokal / bölgesel uygulanış, doğrudan hedef dokuya verilim, dökülmenin durmasının yanı sıra tüm saçların daha canlı ve parlak görünmesi, sistemik yan etki azlığı, kullanılan ilaçların ufak dozlarda verilmesi, ilacın aktif yararlanılışı, ilacı bizzat hekimin uygulaması, seans aralarının uzun, seans sayılarının az olması, sonuç kalitesinin yüksek olması, düşük maliyetli olması sebebiyle birçok yönteme göre daha avantajlıdır.

     Saç mezoterapisinin erkeklerde ve kadınlarda kullanım alanları birbirinden farklıdır. Kadınlarda sıklıkla karşılaştığımız hormonal olmayan tepkisel saç kaybı durumlarında etkili bir yöntemdir. Kadın tipi hormonal saç dökülmelerinde saçları güçlendirici etki sağlar. Erkeklerde ise daha çok saç ekimi işleminin bir parçası veya tamamlayıcısı olarak ya da dökülmenin ilerlemesini yavaşlatıcı amaçla kullanılırlar. Saç mezoterapisinde verilen ilaçlar genellikle saç derisini besleyici özelliğe sahiptir. Bu durum saç foliküllerin daha güçlü ve dolgun görünmesine yol açar. 

 

Botoks (Botulinum Toksin - A) Tedavi̇si̇ ile Kırışıklıklara ve Terlemeye "Dur" Deyin

     Sıklıkla kullanılan adıyla Botoks, yaşlanmanın cilt belirtileri ile ve özellikle de yüzdeki mimik kırışıklıkları ile mücadelede 1990’lı yılların başlarından beri kullanılmaya başlanmış olan ve günümüzde çok popüler olan bir kozmetik dermatolojik tedavi yöntemidir. Botoks ayrıca kaşları kaldırmak ve aşırı terlemeyi tedavi etmek amacıyla da kullanılmaktadır. Botoks uygulaması kısa sürmekte, sorunsuz olmakta, sonrasında çok az yan etki ortaya çıkmakta ve tedavinin sonuçları uygulamadan sonra günler içinde görülebilmektedir.

Botoks Etki Mekanizması

     Botulinum toksini - A toksikolojide bilinen en kuvvetli zehirdir. Botulinum toksini sinir iletiminde görevli olan asetilkolin (Ach) salınımı için gerekli proteinleri bağlayarak çizgili kaslarda kimyasal denervasyon yapar ve sinir iletimini durdurur. Sonuçta botoks enjekte edilen iskelet kasları geçici gevşek tip felç olur. Kısacası toksin kasın sinirsel uyarı sonrası kasılmasını engeller. Bu etki yaklaşık 3-6 ay sürer. 

Botoksun Kozmetik Dermatolojide Kullanım Alanları

  • Dinamik kırışıklıkların (hareket / mimik nedenli kırışıklıklar) tedavisi ve önlenmesi,

  • Boyundaki “hindi boynu” görünümü şeklinde olan kırışıklıkların tedavisi,

  • Aşırı terleme (hiperhidroz) tedavisi.

Dinamik Kırışıklıklar

     Botoks bazı özel kaslara, onları geçici olarak felce uğratmak ve böylece üzerlerini örten cildi kırıştırmalarını önlemek üzere uygulanabilir. Botoks sadece dinamik kırışıklıklar veya bilinen diğer adıyla mimik kırışıklıklarında faydalıdır. Dinlenimdeki kırışıklıklarda etkisi azdır. Botoksun uzun süre kullanımı ile hareketli kırışıklıkların dinlenimdeki kırışıklıklar haline gelmesi önlenebilir.

     Botoks, elde edilecek kozmetik sonucu arttırmak için cilt yenileme teknikleri ve dolgu maddesi uygulamaları ile birlikte kullanılabilir. Botoks uygulaması en iyi yüz üst bölgesinde (kaş arası, alın ve göz kenarı – kaz ayağı kırışıklıkları) etkilidir. Botoks uygulamasının etkilerinin görülmesi 3-5 günde başlar, en iyi etki 7-14 günde görülür ancak bu süre 4 haftaya kadar da uzayabilir. Botoksun kas üzerindeki etkisi genellikle 3-6 ay sürer ve tekrarlayan uygulamalar sonucunda bu süre 7-9 aya kadar uzayabilir.

     Kaş arası bölgenin (glabellar alan veya kaş oluğu) uygun tedavisi ile hastanın kaşlarının çatık görüntüsü önlenir ve kişiye daha rahat, daha mutlu bir ifade kazandırılır. Ayrıca botoks uygulaması ile hastanın kaş iç kısmının bir miktar kalkması da hastaya daha genç bir görünüm kazandırır. Bu bölgedeki kasların rahatlatılması zaman içinde alın bölgesinde kırışıklıkların oluşumunu da önlemektedir. 

     Alın bölgesine yapılan botoks uygulaması bir bilim olduğu kadar kaş şeklini de dramatik bir biçimde hemen değiştirebildiği için aynı zamanda bir sanattır. Yapılan enjeksiyonların uygulama bölgelerine göre kaşların kavislenmesi genişletilebilir ya da kaşlar düz hale getirilebilir. Genellikle kadınlar daha kadınsı bir bakışı sağladığı için kaş kavisinin artmasını tercih ederken, erkekler daha düz bir kaş yapısı isterler. Kaş düşmesine yol açabileceği için alın bölgesinde aşırı miktarda botoks enjeksiyonu ve kaşların 1 cm üzerindeki alana enjeksiyon yapılmaz. Bu nedenle botoks enjeksiyonu alt alın bölgesindeki kırışıklıkların tedavisinde kullanılmaz, kullanılsa bile bu bölgede kırışıklıklar kalabilir. Yaşlı hastalarda ve üst göz kapak derisi fazla olan hastalarda alının fazla enjeksiyonu ile göz kapakları düşebilir. Bu yüzden bu tür hastalar daha iyi sonuç alabilmek için önce göz kapağı estetiği olmalı, daha sonra botoks enjeksiyonu yapılmalıdır. Alın bölgesine botoks enjeksiyonu ile tedavi edilebilecek en uygun hastalar üst göz kapağı derisi normal olan genç hastalardır.

     Göz kenarındaki kaz ayağı kırışıklıklarını tedavi etmek için de botoks enjeksiyonu yapılmaktadır. Ancak alt göz kapağında bulunan göz bebeğinin iç kısmındaki kırışıklıkların tedavisinde botoks enjeksiyonu yapmak uygun değildir. Bu bölgeye botoks enjeksiyonu yapılırsa kırışıklıklar düzelmez ve hatta göz kapağının dışa dönmesi oluşabilir. Hastaların çoğu göz kenarındaki kazayağı kırışıklıkları için uygulanan botoks enjeksiyonu öncesi bu iç kısımdaki kırışıklıkları fark etmezler ve bazen yanlışlıkla daha önce fark edilmeyen bu kırışıklıklara botoksun neden olduğunu sanırlar. Uygun bir şekilde uygulandığında botoks göz kenarı kazayağı kırışıklıklarını geçici olarak yok eder.

     Botoks yüz alt üçte birini tedavi etmek içinde kullanılmıştır. Ancak bu bölge enjeksiyonları artmış yan etki gelişme riski taşımaktadır. Bu nedenle yüz alt üçte birine botoks enjeksiyonu yapılması genelde önerilmez.

     Botoks ayrıca daha genç bir görünüm amacı ile kaş kaldırmak için de kullanılabilir. Bu yöntem kimyasal kaş kaldırma olarak isimlendirilmektedir. Bu yöntem ile kaş 1-5 mm kaldırılabilir.

     Botoks ayrıca boyun ve dekoltedeki kırışıklıkları hafifletmek amacıyla da uygulanabilmektedir.

Hiperhidroz (Aşırı Terleme)

     Hiperhidroz (aşırı terleme) etkilenen kişiler için hoş olmayan bir sosyal sorundur. Ne yazık ki topikal veya ağızdan alınan ilaçlar, iyontoforez ve cerrahi tedaviler hastaların çoğunda etkinliği kanıtlanmamış yöntemlerdir. Asetilkolini kullanan sempatik sinir lifleri ekrin ter bezlerini kontrol ettiği için asetilkolin salınımını engelleyerek etki gösteren botoks ter üretimini geçici olarak azaltmak veya durdurmak açısından etkilidir. Koltuk altı, el ve ayak terlemesinde botoks her bir santimetrekareye seyreltildikten sonra cilt altına enjekte edilir. Uygulama öncesi iyot-nişasta testi yapılarak enjeksiyona gereksinim duyulan alanların belirlenmesi mümkündür. Bir şişe botoks her iki koltuk altına yeter. Tedaviden alınan sonuçlar yaklaşık 4-6 ay sürmektedir.

Yüze Botoks Uygulaması Sonrası Yapılması Gerekenler

     Yüz bölgesine botoks tedavisi sonrasında hastalar yaklaşık 4 saat boyunca ilacın yayılmaması, komşu veya hedef alınmayan kasları etkileyerek göz kapağı düşmesi ve diğer istenmeyen yan etkilere neden olmaması için dik şekilde kalmalıdırlar. Kısacası hastalar 4 saat boyunca uzanmamalı ve yatmamalıdırlar. Hastalar bu süre boyunca etkiyi arttırmak ya da etkinin dağılmasını engellemek için mümkün olan en hareketsiz pozisyonda kalmalı ve tedavi uygulanan kasları 4 saat boyunca kullanmamalı (kaş çatma, alnı kaldırma ve gülme gibi mimikler)dırlar. Aynı zamanda botoks uygulaması sonrasında 2 gün boyunca uygulama yerlerini ovuşturmamalı ya da kaşımamalı, başınıza masaj yaptırmamalı, aerobik, step gibi egzersiz yapmamalı, sauna hamama girmemeli, eğilerek ağır iş yapmamalısınız. Aksi takdirde ilaç yayılabilir, uygulanan botoks istenmeyen kas gruplarına dağılıp istenmeyen etkiler oluşturabilir. Botox uygulamasından hemen sonra yüz yıkanabilir ve her türlü makyaj ürünü kullanılabilir. Hastaların bilmesi gereken bir diğer nokta ise sonuçların ortaya çıkışının 12-96 saat olabileceği, en iyi etkinin ise işlemden sonra 7 gün içinde gelişebileceğidir. 

Botoks Uygulanmaması Gereken Hastalar

  1. Kas aktivite hastalıkları

    1. Myasteni Gravis,

    2. Lambert-Eaton sendromu,

  2. Sistemik lupus eritematozus ve diğer otoimmun hastalıklar,

  3. Botoks içindeki maddelere alerji,

  4. Nöromusküler (sinir ve kas arasında) iletiyi etkileyen ilaç kullanımı,

    1. anestezi ilaçları,

    2. kas gevşeticiler,

  5. Pıhtılaşmayı engelleyen ilaç kullanımı,

    1. aspirin,

    2. komadin,

  6. Eş zamanlı lokal anestezik veya aminoglikozid antibiyotik kullanımı,

  7. Pıhtılaşma bozuklukları,

  8. Yetersiz hasta uyumu,

  9. Gebelik ve emzirme.

Yan Etkiler

     Botoks uygulamasına bağlı komplikasyonlar nadiren görülüp, genellikle geçici ve geri dönüşümlüdür.

Enjeksiyon noktalarında morarma ya da hematom gelişimi görülebilir. Morarma riski işlemden 10 gün öncesine kadar aspirin, nonsteroid anti-inflamatuvar ilaçlar (ağrı kesici ya da romatizmal ilaçlar), yeşil çay, E vitamini ve kiraz gibi gıdaların kullanımının kesilmesi ile azaltılabilir. Topikal K vitamini morarmaların düzelmesini hızlandırır, morarma görülmeye başlamışsa kullanımı önerilir. Enjeksiyondan önce işlem bölgesine buz paketlerinin uygulanması işleme bağlı ağrıyı ve morarma sıklığını azaltır. 

     Enjeksiyon noktalarında ağrı, noktasal yanma ve şişlik olabilir. Botoks enjeksiyonu sonrası başağrısı, uyuşukluk hissi, ağız kuruluğu olabilir. Solüsyon içindeki maddelere karşı alerjik reaksiyon gelişebilir. Enjeksiyon noktalarına yakın ancak etkinlik oluşmasının planlanmadığı bölgelerde toksinin yayılması veya anatomik farklılıklar nedeniyle bu bölgedeki kaslarda güçsüzlük gelişebilir. Botoks grip benzeri şikayetlere neden olabilir. 

     Yüzün üst bölgelerinde kullanıldığında botoks ile ortaya çıkan en ciddi yan etki pitoz (göz kapağı düşmesi) ve çok nadir olarak da diplopi (çift görme) ve ektropiyon (kirpik kenarının dışarı dönmesi) dur. Botoksun iyi bir enjeksiyon tekniğiyle doğru kullanımı sonucunda bu geçici yan etkiler önemli ölçüde azalır. İstatistiksel verilere göre pitoz riski %4’dür. Ayrıca üst göz kapaklarının iç kısmında şişme ve göz kapaklarında ağırlık hissi olabilir.

     Yüzün alt üçte birinin enjeksiyonlarında dudak sarkması veya ağız asimetrisi gelişebilir.

     Platisma (boyun) enjeksiyonu sonrası ortaya çıkan yan etkiler arasında morarma, ağız suyunun akması, ağız köşesinde aşağı düşme, boyun kaslarında güçsüzlük, başı kaldırmada güçsüzlük ve yutma güçlüğü sayılabilir. 

     Aşırı terleme nedeni ile avuç içi ve ayak tabanının tedavisi geçici kas güçsüzlüğüne yol açabilir. Eğer tedavi edilen hastaların tenis oyuncuları gibi güçlü kavrama yeteneğini koruması gerekiyorsa veya piyanistler gibi el becerisini koruması önemliyse, mutlaka egzersiz önlemleri alınmalıdır. 

     Botoks kullanımının altta yatan miyastenia gravis hastalığını alevlendirdiği bildirilmiştir.

Dolgu Maddesi̇ Enjeksi̇yonu ile Güzelli̇k

 

     Dolgu maddeleri enjeksiyonu güzelliği geri kazanmak ve cilt açısından zamanda geri gitmek için 100 yıldan daha fazla zamandır uygulanmaktadır. Günümüzde ilk zamanlarda kullanılan parafin, sıvı silikon, sığır kolajeni gibi maddelerden gelişen ciddi komplikasyonlar nedeniyle vazgeçilmiş ve artık teknolojik gelişmelere paralel olarak daha uzun kalıcılığı olan, daha az reaksiyon oluşturan ve daha fazla düzelticiliği olan dolgu maddeleri kullanılmaya başlanmıştır. Muayenehanemizde derinin doğal yapısında bulunan hyaluronik asit içerikli dolgu maddeleri kullanılmaktadır. 

     Hyaluronik asit günümüzde en yaygın kullanılan, en kullanışlı ve en uygun dolgu maddesidir. Hyaluroik asit doğal olarak vücudumuzda bağ dokuda ve dermis denilen orta cilt tabakasında bulunmaktadır ve 70 kg ağırlığında bir insanda yaklaşık 14 gr hyaluronik asit mevcuttur. Hyaluronik asit cildimizde derinin nemlendirilmesi, hacim oluşturma ve hücre çoğalmasında önemli rol almaktadır. Genç ve elastik cildin önemli bir yapıtaşı olan hyaluronik asitin yaş ile birlikte azalması kırışıklık oluşumunun önemli nedenlerinden biridir. Günümüzde kullanılan hyaluronik asit bakteriyel orijinlidir ve çapraz bağlama işlemi ile stabilize edilmektedir. Hyaluronik asit içeren dolgu maddelerinin farklı molekül ağırlıklı formları mevcuttur ve bunlar yüzeyelden derine farklı derinlikteki kırışıklıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Hyaluronik asit dolgu maddesi uygulaması sonrası komplikasyon gelişme oranı düşüktür ve oluşsa bile bunların kendi kendine gerilemesi ve hatta hyaluronidaz kullanımı ile tedavisi mümkündür. Her dokuya uygulanabilen bu dolgu maddeleri tekrar tekrar kullanılabilir ve hiçbir toksik etkisi bulunmamaktadır. Diğer cilt gençleştirme yöntemleri ile birlikte kullanılabilir. Dolgu enjeksiyonları otoimmün hastalıkları olan kişilere, hamile ve emziren kadınlara uygulanmaz.

     Hyaluronik asit enjeksiyonu sonrasında uygulama bölgesinde birkaç gün süren kızarıklık, şişlik, ağrı, kaşıntı, renkte solma veya hassasiyet gibi reaksiyonlar oluşabilir. Dudaklarda oluşan şişlikler 1 haftada kaybolur. Hasta uygulama bölgesini işlemden sonra birkaç gün boyunca aşırı sıcak (solaryum ve güneşlenme) ve aşırı soğuktan korumalıdır. Hyaluronik asit enjeksiyonları sonrası nadiren enfeksiyon, allerjik reaksiyonlar, granulomlar, damar oklüzyonları neticesinde doku yıkımı, nekroz, yaralar ve çok nadiren körlük gelişebilmektedir. 

     Hyaluronik asit enjeksiyonları yüzdeki hemen hemen tüm kırışıklıkların düzeltilmesi, dudak kalınlaştırma, dudak çevresinde kontur yapma, izlerin ve kaza sonucu oluşan çukurlukların doldurulması ve yaşlanma etkilerinin azaltılması amacıyla kullanılmaktadır. Hyaluronik asit uygulamasının etkisi yaklaşık 6-18 ay devam etmektedir. Bu süre cildin dokusu, kasların hareketleri, hastanın yaşam tarzı, hastanın yaşı ve beklentilerine göre değişebilir. İlk uygulamadan 2-4 hafta sonra yapılan rötuş ve 6-12 ay sonra yapılan tamamlayıcı tekrar uygulamalarının etkinin sürekliliğini uzattığı kanıtlanmıştır. 

 

Dermapen (Mikroiğneleme) Tedavi̇si̇ ile Cilt Yenileme ve Gençleşme

     Dermapen oldukça güvenilir bir cilt gençleştirme ve yenileme yöntemidir.Cildin değerli üst tabakası olan epidermise hiç zarar vermeden, soymadan, tahriş etmeden cildi derinden etkileyip tedavi etmek amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Dermapen tedavisi cildi güvenilir şekilde yenileme imkanı sunarken kişinin sosyal ve iş yaşamından uzak kalmasına da neden olmamaktadır.

     Cildin kendi iyileşme mekanizmalarını harekete geçirerek etkisini gösteren bu güvenli yöntem daha genç, sıkı, gergin ve parlak bir cilt elde edilmesini sağlamaktadır. İnce çizgiler, kırışıklıklar, gözenekler, kaz ayakları ve dudak etrafındaki sigara çizgileri tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir. Ayrıca akne ve su çiçeği izleri, ergenlik ve gebelik çatlakları ve cerrahi sonrası oluşan izlerin belirginliğini azaltır.

Dermapen tedavisinin geçmişi:

     Kozmetik amaçlarla cilde iğne uygulamasının geçmişi antik Çin tıbbına dayanmaktadır. İlk uygulamalar Sui Hanedanı döneminde (MS 581-618) prensesleri güzelleştirmek için 7 mikroiğneden oluşan bir alet kullanılarak yapılmıştır.

     Skar tedavisi için mevcut izde kontrollü hasar oluşturarak remodelling fazını yeniden düzenlemek ve mevcut kollajen diziliminin çapraz bağlarını kırmak çok eskilere dayanan bir yöntem olsada bu işlem için mikroiğneleme, dermapen ve dermaroller sistemleri 2000'li yıllarda kullanılmaya başlamıştır.

     Mikroiğnelerle gençleşmenin batı tıbbı tarafından keşfi ise Kanadalı plastik cerrahi uzmanı Dr Andre Camirand tarafından olmuştur. Dr. Camirand 1997 yılında “face lift” sonrası yüzde kalan izleri kamufle etmek için dövme uygulanan hastalarda, izlerin sadece kamufle olmadığını aynı zamanda azaldığını da farketmiştir. Dr Camirand dövme tabancasını boyasız olarak ameliyat izlerinde kolajen demetlerini parçalayarak yeniden yapılanma sağlamak amacıyla kullanmış ve yara izlerinin gerilediğini gözlemlemiştir. Dr. Camirand'ın çalışmasının ardından Des Fernandes kendi tasarladığı mikroiğneleme cihazı ile çalışmalar  yapmıştır. 1990 ve 2000li  yıllarda konu ile ilgili ilk bilimsel yayınlar sadece cerrahi sonrası izlere değil ayrıca cilt yenilenmesine de olumlu etkilerinin olduğunu göstermektedir.

     Bu çalışmaların sonrasında 2004 yılında Amerika'da özel bir labaratuvarda ilk MTS Roller ismi verilen dermaroller sistemi icat edilmiş. MTS roller epidermiste yüzlerce mikrokanallar açmaktadır ve tedavinin  dövme cihazına göre çok daha başarılı olmasını sağlamıştır. Ardından dermaroller sistemleri tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Ancak dermarollerların ucundaki iğnelerin vücudun her bölgesinde farklı derinliklere inmesinin gerekliliği ve her seansta farklı dermaroller kullanma zorunluluğunun farkedilmesi ile tedavi maliyetleri artmaya başladı. Ayrıca dermarollerdaki silindirik yapı üzerindeki titanyum iğneler dönme haraketi sırasında cilde 45 derecelik açıyla temas ettiği için uygulama sırasında ciltte yüzeyel laserasyonlar meydana geliyordu. Tüm bu olumsuzluklardan dolayı Dermapen cihazı icat edildi. Dermapen elektrikle çalışan, uygulama için derinliği ayarlanabilen ve ucunda 12 adet titanyum iğne olan bir cihaz olup saniyede 1300 mikrokanal açabilmektedir. Aynı zamanda cilde temas ve iğnelerin deriye girişi sürekli 90 derece olduğu için laserasyona sebep olma ihtimali çok düşüktür. Bu sayede uygulama maliyetleri düşmüş ve mikroiğneleme sisteminin etkinliği artmıştır.

Dermapen tedavisinin etki mekanizması:

     Dermapen mikroiğneleme tedavisi cilt yenilemesinde, cilt yüzeyinin düzeltilmesinde, ince çizgiler ve lekeler gibi pek çok cilt probleminin tedavisinde kullanılabilmektedir. Dermapen ile dikey olarak cildi delen birden fazla mikroiğne ile mikro kanallar açılır. Cilt yüzeyinde gezdirilen Dermapen’de bulunan kılcal küçük iğneler yukarı aşağı hareket ederek cildin 1 cm karelik alanında ortalama 1000 mikro delik açar. Aynı zamanda bu mikro delikler cilt problemine uygun olarak kullanılan özel ürünlerin hızla emilmesini sağlar. 

     Dermapen mikroiğneleme tedavisinde iğne derinliği, tedavi yoğunluğu, etkinlik ayarlanabilir ve problemli bölgelerde yoğun tedavi uygulanabilir. Dermapen cildi 90 derecelik dik açıyla delen çoklu iğnelerle yapılan bir tedavi şeklidir. Bu sayede deri yüzeyinde en az epidermal hasar ortaya çıkar ve çok daha güvenli ve etkili cilt gençleştirme sağlanır. 

     Dermapen ile deride çok ince milyonlarca iğne delikleri açılır. Bu vücut tarafından bir yaralanma ya da zedelenme olarak algılanır ve doğal yara iyileşme mekanizmaları sayesinde yeniden doğal kollajen ve elastin üretilerek tedavi etkisi ortaya çıkar. 

     Dermapen ile otomatik ve titreşimli mikroiğneleme sayesinde ağrı oluşumu azalırken, deride oluşan mikrokanallar ürünlerin emilimini arttırarak tedavi etkinliğini arttırır. Dermapen ile birlikte yapılabilen kombine tedaviler sayesinde ablatif olmayan, örneğin Fraksiyonel Lazer Tedavisi, IPL ve Kimyasal Peeling gibi tedavilerle daha etkili sonuçlar elde edilebilir. Dermapen sistemi tüm cilt tedavisi ürünleri, vitaminleri ve prp ile kombine olarak kullanılabilmektedir. Kullanılan ilaç, vitamin ve kişinin kendi kanından elde edilerek hazırlanan PRP’nin cilt tarafından emilmesini sağlayan Dermapen sistemi bu özelliği sayesinde kullanılan bütün solüsyonların etkinliğini maksimuma çıkarır ve etkiyi arttırır.

Dermapen tedavisinin kullanım alanları:

     Dermapenin kullanım alanları çok geniştir:

  • Cilt sıkılaştırma, gençleştirme ve cilt toparlama,

  • Sivilce izlerinin azaltılması,

  • Operasyon ve yanık skarlarının belirginliğinin azaltılması,

  • Ağız etrafındaki sigara çizgileri gibi ince kırışıklık ve çizgilerin azaltılması,

  • Genişlemiş gözeneklerin küçültülmesi,

  • Gebelik ve ergenlik çatlaklarının hafifletilmesi,

  • Cilt lekelerinin azaltılması,

  • Saç dökülmesi tedavisi.

Dermapen tedavisinin uygulanma şekli:

     Uygulanacak bölge acıyı hafifletmek için krem şeklinde bir ilaç ile uyuşturuluyor. Uygulama öncesinde ciltteki makyaj artıkları temizlenir ve cilt dezenfekte edilir. Dermapen uygulanacak bölgeye sıklıkla kişinin kendi kanından elde edilen ve büyüme faktörleri yenileyici faktörler içeren PRP uygulanır. Dermapen cihazının hızı ve uygulama derinliği ayarlanarak cilt yüzeyinde gezdirilir. Bu sırada hafif acıma ve gıdıklanma hissi hissedilir. Dermapen cihazının cilde dik olarak hızla girip çıkan ultra ince mikro iğneleri (0,02 mm) sayesinde deri yüzeyinde mikroskopik kanallar açılır ve ardından cildin iyileşme mekanizmaları tetiklenir. Yaklaşık 30-40 dakika süren bu işlem ile cildin iyileşmesi, sıkılığı, elastikiyeti için vazgeçilmez olan “kollajen” ve “elastin” sentezi için tetikleyici mekanizmaların başlaması sağlanır, kan dolaşımı artar.  İşlemden sonra yatıştırıcı kremler ve güneş koruyucu uygulanır. 2-4 hafta ara ile en az 5-6 seans önerilir. Dermatolog tarafından uygun görülen aralıklarla (örneğin 3-6 ayda bir) tekrarlanan uygulamalar yapılabilir. Bu sayede kırışıklık tedavisinde daha kalıcı sonuçlar elde edilebilir. 

Dermapen tedavisinin avantajları:

     Dermapen cihazının ucuna takılan disposable aparat içinde 12 adet 33 gaugeluk titanyum iğne bulunmaktadır. Dermapen sistemi sayesinde iğnelerin derinlikleri 0-2,5 mm arasında ayarlanarak tek bir uç ile tüm yüze ve tüm vücuda tedavi derinliği ayarlanarak işlem yapılabilmektedir.

     Bu yöntem geleneksel lazer tedavilerinden farklı olarak ısı hasarı yani ciltte yanık oluşturmadan, derinin kıymetli üst tabakasını soymadan, tahriş etmeden cildi derinden uyararak yenilenmesini sağlamaktadır. Cildin üst tabakası hiç zarar görmediği için yaz aylarında da rahatlıkla uygulanabilir. Dermapen cihazının dizaynı burun kenarı, göz çevresi ve dudak çevresi gibi ulaşılması güç bölgeleri de tedavi etmeye uygundur. Dermapen tedavisi sonrası leke ya da iz oluşma riski bulunmadığından tüm cilt tiplerinde uygulanabilir.

     Dermapen tedavisi tüm deri tipleri için uygundur ve lazer ile cilt gençleştirme uygulanamayan koyu tenli hastalarda da iyi bir alternatiftir. Dermapen tedavisi ayrıca derinin en ince olduğu ve pek çok uygulamada işlem yapılmayan göz kapağı, boyun ve kol içleri gibi bölgelerde de uygulanabilir.

     Dermapenin dermaroller tedavisine göre bazı avantajları vardır. Bunlar enfeksiyon riskinin bulunmaması, hızlı uygulama, kısa tedavi ve iyileşme süresi, ayarlanabilir iğne derinliği, minimal epidermal hasarlanma ile daha az acı ve kanama, dar ve kıvrımlı alanlar dahil tüm yüzde kolay kullanılabilmesidir. Dikey kullanıldığı için dermapen tedavisinde iz dokularında dahi iğneler bükülmez ve kolayca deriye penetre olur. 

     Otomatik titreşimle çalışan Dermapen uygulamada kolaylık ve konfor sağlarken acıyı da azaltır ve etkiyi arttırır. Açılan mikro kanalların derinliği de ayarlanabilir olduğu için yan etki riski yoktur. Kişinin sosyal hayatını etkilemez. 

Dermapen sonuçları fraksiyonel lazerler, IPL, lazer ile cilt yenileme ve kimyasal peelingler ile karşılaştırılabilir. Ancak bu diğer sistemlere göre çok daha ucuz ve iyileşme süreci kısadır.

 

PRP: Kendi Kanınızda Bulunan Trombositlerinizden Elde Edilen Kozmetik Dermatoloji Tedavisi

     PRP yüz, boyun, dekolte (göğüs bölgesi) ve el üstündeki derinin gençleşmesine, skarların azaltılmasına, saç dökülmesinin azaltılması ve yeni saç çıkışının uyarılmasına yardımcı olur ve hastanın kendi vücudundan elde edilerek kullanılan güvenli, ucuz ve etkili bir tekniktir.

     Trombositten zengin otolog (kendi kanından) plazma kısaca  PRP olarak isimlendirilmektedir. PRP, Platelet Rich Plazma kelimelerinin baş harflerinden alınan ve günümüzde cilt gençleştirme, iz tedavisi, saç dökülmesinin tedavisi amacı ile kullanılan yöntemlerden biridir.  PRP uygulamaları günümüzde kozmetik dermatoloji uygulamalarında sıklıkla kullanılmaktadır. Bu cilt yenileme tekniği 2004 yılından bu yana dünyada Türkiye'de ve daha pek çok ülkede kullanılıyor. Bu yöntemde zarar görmüş ya da yaşlanmış bir cildi tedavi etmek üzere bir hastanın kendi kanından elde edilen trombositten zengin plazması kullanılır. PRP uygulaması hazır kitler ile yapıldığında daha fazla büyüme faktörünün açığa çıkmasına ve normal bir yara iyileşme sürecine oranla daha fazla kök hücre çekilmesine neden olan birkaç milyondan fazla trombosit içerir.
     Kan dolaşımımızda bulunan trombositler, normalde bulundukları kan dolaşımının dışına çıkarak vücut dokularında bulunduğunda büyüme faktörlerini ve zedelenen alanın kök hücrelerini harekete geçirecek kimyasalları açığa çıkarmak üzere aktive edilirler. Trombositlerden salınan çeşitli büyüme faktörleri yeni kolajen üretimi için fibroblastlar gibi bağ doku hücrelerini uyarırlar ve harekete geçirilen kök hücreler cildin en üst epidermis katmanında bulunan epidermal hücrelere, dermiste bulunan fibroblastlara ve hatta yağ dokuda bulunan yağ hücrelerine dönüşebilen dolgunluk sağlayan pre-adipositlere bile dönüşebilirler. Aynı zamanda, yeni hücre dışı bağlayıcı madde ve mikroskobik kan damarları oluşumu da meydana gelir.
     Trombositlerin öncelikle aktive edilmeleri gerekir çünkü sadece aktif trombositler büyüme faktörlerini açığa çıkarır ve kök hücreleri çekebilirler. Biyolojik olarak aktif olmayan dolguların tersine aktive edilmiş trombositten zengin plazma, ciltte biyolojik olarak aktif fibrin-iplik ‘iskelesi’ oluşturmak amacıyla plazma içindeki fibrin ile etkileşime girer. Bu ‘iskele’, fibrin ipliklerin içine hapsolan trombositleri barındırır ve takip eden günlerde fibroblastlar ve kök hücreler bu iskelenin içine doğru hareket ederek gelişmeye başlar.
     PRP uygulamaları muayenehanede yapılabilir ve tüm işlem 30 dakikadan daha az bir sürede (enjeksiyon süresi ve santrifüjde hazırlama hariç) tamamlanır. Hastanın kolunun ön kısmından yaklaşık 10 ml venöz kan alınır ve santrifüjde hazırlanır. Santrifüj işlemi kırmızı kan hücrelerini plazma ve trombositlerden ayırır. Böylece konsantre edilmiş plazma içindeki trombositler kandaki doğal konsantrasyona kıyasla 2-5 kat daha zengin hale gelirler.
     Yaklaşık 20-30’lu yaşlardan itibaren vücudumuz daha az kolajen ve elastin üretmeye başlar ve özellikle yüzdeki cilt elastikiyetini kaybederek ve sarkmalar ve kırışıklıklar başlar. Bu süreç çevre (güneş / UV ışığına maruz kalma), yaşam tarzı (sigara ve alkol), stres ve hastalıklar sayesinde daha da karmaşık hale gelir.

     Genç yaşlarda (30-40’lı yaşlar) temel hedef gençleştirme, kolajendeki azalmanın engellenmesi ve yeni kolajen ve elastin üretiminin yeniden canlandırılması yani kısacası yaşlanma sürecinin yavaşlatılmasıdır. Bu yaşlarda 2-3 yılda bir uygulanan PRP tedavisi yeterli olur.
     Orta yaşlarda (40-50’li yaşlar) hedef gençleştirme ve daha zor bir şekilde gerçekleşen, yaşlanma sürecini tersine çevirmektir. Kolajen ve elastin üretiminin daha fazla artırılması önemlidir. İlk PRP tedavisini, 6 ay sonra yapılacak olan ikinci bir PRP tedavisi ve bunu da ikinci tedaviden ortalama 9 ay sonra yapılacak olan üçüncü bir PRP tedavisi izler. İdame tedavileri her 12-18 ayda bir yapılırsa iyi olur.

     Daha ileri yaşlarda (50 yaş üstü) hedef gençleştirme ve yaşlanma sürecini daha yoğun bir şekilde terse çevirmektir. İlk PRP tedavisini, 3-6 ay sonra yapılacak olan ikinci bir PRP tedavisi ve bunu da ikinci tedaviden ortalama 6 ay sonra yapılacak olan üçüncü bir PRP tedavisi izler. Her 12 ayda bir idame PRP tedavileri önerilir.
     PRP iğne yardımıyla ya mezoterapi gibi deri içine yüzeysel bir şekilde  deri dokusunu geliştirmek için uygulanan çoklu enjeksiyonlar ile ya da aynı dolgu gibi  ‘gözyaşı oluğu’, göz kapakları, burun-dudak çizgileri, ağız kenarındaki çizgiler ve dudakların hacimsel olarak doldurulması ve dudak, yanak ve çene bölgelerinin dolgunlaştırılmasının yanı sıra hafif kırışıklıkların ya da çizgilerin tedavi etmek amacıyla enjekte edilir.
     Trombosit anormallikleri, düşük trombosit sayısı, tedavinin önerildiği bölgede oluşan enfeksiyon, ateşli hastalık, kronik karaciğer hastalığı ve pıhtılaşma önleyici tedavi (varfarin ya da heparin) varlığında PRP uygulanmaz
     Dermapen, çeşitli lazer sistemleri (ablatif ya da non ablatif) ve radyo frekansı (RF) gibi araçlar da fibrobastları yeni kolajen üretimi için uyarır. Bu tedaviler ile birlikte PRP uygulamaları birbirinin etkisini geliştirmek için kombine şekilde kullanılabilir. Kombinasyon tedavileri özellikle 40 yaş üstü hasta grubu ve skar tedavilerinde oldukça önemlidir.
     Tedavi öncesi hastalar ağızdan alınan C vitamini (günde 1000mg), çinko ve D vitamini (tavsiye edilen günlük miktardan daha fazla değil) gibi daha fazla kolajen üretimi için fibroblastları uyaran ürünleri tedavi gününden 7-14 gün önce almaya başlayabilirler. Yine, tedaviden önceki 7-14 gün içinde topikal uygulanan ürünlerden A vitamini kremi ve C vitamini serumu kullanımı fibroblasları aktive etmeye yardımcı olur. Aspirin, E vitamini ve St John’s Wort (Hypericum perforatum / sarı kantaron, antidepresan olarak da kullanılır), çilek, kiraz kullanımı daha fazla morarmaya neden olabilir. Hastalar bu ürünleri kesmek zorunda değildirler ancak yan etkiler biraz daha alevli olabilir.
     PRP uygulamasından 20- 30 dakika önce uygulanan topikal anestezik krem ve buz torbaları ağrıyı azaltma açısından genellikle yeterlidir. Dudaklar ve alın bölgesi gibi fazlasıyla hassas olan bölgeler için lokal anestezi gerekebilir. Göze yakın olmasına rağmen göz kapakları ağrıya fazla hassas değildir, çünkü burada deri çok incedir ve topikal anestezik kremler ve buz yardımıyla kolaylıkla uyuşur. Hastalara tedavi sonrasında nonsterooid antienflamatuvar ağrı kesiciler ya da aspirin gibi ilaçlar almamaları tavsiye edilir, çünkü bu ilaçlar enflamasyonu bastırır ve PRP sonucu ortaya çıkacak etkiyi azaltır. Enflamasyon yani yangı PRP etkisini sağlayan en önemli araçtır.
     Tedavi sonrası geçici kızarıklık, ödem, ufak çapta ekimozlar görülür ve bu etkiler genellikle 1-2 gün içinde kaybolur. PRP tedavisi sonrası herhangibir önemli komplikasyona şimdiye dek rastlanmamıştır. Kolajen, Hyalüronik asit, Kalsiyum Hidroksiapatit, silikon ve hatta otolog yağ gibi dermal dolgu enjeksiyonlarında da nadiren görülebilen komplikasyonlar teorik olarak PRP ile de görülebilir. 

Mezoterapi ile Cilt Yenileme, Vücut Bakımı ve Saç Tedavisi

 

     Mezoterapi  cilt içine enjeksiyon yöntemi ile uygulanan kozmetik dermatoloji tedavi yöntemidir. Sorunlu bölgede cilt içine mezoterapi solüsyonları iğne ile enjekte edilerek uygulanır. Kozmetik dermatolojide sık uygulanan bir tedavi tekniği olan mezoterapi, Latince meso (orta) ve terapi (tedavi) kelimelerinden türetilmiştir ve orta deri tedavisi anlamına gelir. 

     Uygulanan mezoterapi solüsyonlarının içeriği tedavi edilecek cilt problemine, tedavi edilecek cilt alanına göre değişir. Mezoterapide uygulanan solüsyonlar hyaluronik asit, antioksidanlar, vitaminler, mineraller, hormonlar, enzimler ve amino asitler içerir. Bu maddelerin doğrudan cilde enjekte edilmesi kolajen ve elastin gibi bağ doku elemanlarını uyarır ve o bölgedeki kan ve lenfatik dolaşımı düzenleyerek saç ve cildin yenilenmesine yardımcı olur.    Mezoterapi uygulama bölgesine göre yüz, vücut, ve saç mezoterapisi olarak 3 türe ayrılır. Mezoterapi çatlak, leke gibi cilt sorunlarını tedavi etme; selülitleri, bölgesel yağları azaltma; akne ve yara izi azalma; saç dökülmesi tedavisi ve ayrıca yaşlanma karşıtı etkiler için kırışıklık, yüz gençleştirme, sıkılaştırma, elastikiyet arttırma, nem verme, daha parlak ve canlı görünümlü cilt elde etme ve ten rengini düzeltme amaçlarıyla kullanılır.  

     Mezoterapi öncesi ağrı kontrolü için topikal anestezik kremler uygulanır ve ardından etkinin istendiği alan ve cilt derinliğine enjeksiyon ile mezoterapi solüsyonları enjekte edilir. Mezoterapi tedavi süresi işlemin uygulandığı cilt alanının genişliğine göre 20-45 dakika arasında değişir. Etkili sonuçlar için 1-2 hafta aralar ile tedavi tekrarlanmalı ve idame tedavileri uygulanmalıdır. Mezoterapi sonrası geçici (1-2 gün) kızarıklık, hassasiyet, kaşıntı, hafif ağrı ya da yanma hissi, şişlik, morluklar, lekelenme, enfeksiyon ve kanama nadiren  görülebilir.  Çok nadiren tansiyon düşmesi, baş dönmesi, mide bulantısı olabilir (Bol su tüketilmesi tavsiye edilir). Mezoterapi uygulaması zayıflama amacıyla uygulanmış ise %1 veya %2 ihtimal ile incelme sağlanamayabilir.

     Tedaviden en az 1 hafta önce aspirin ve diğer non-steroid antienflamatuar ilaçların (NSAID) kullanımını bırakılmalıdır. Sağlıklı beslenmeli ve kafein, alkol ve sigaradan uzak durulmalıdır.

     Seanstan sonra uygulama yapılan bölgeye 10-12 saat su değdirilmemeli, banyo yapmamalıdır. Ayrıca işlem yapılan bölge birkaç gün keselenilmemelidir.  Şişlik, kızarıklık ve çürükler soğuk kompres uygulanarak en aza indirilebilir. Tedavi edilen bölge kaşınmamalı ve baskı uygulayabilecek dar pantolon gibi kıyafetler giyilmemelidir. Mezoterapi seansları sonrası 48 saat tedavi gören bölgeyi zorlayacak hareketlerden kaçınmalıdır. Birkaç gün uygulama yapılan bölgeye makyaj yapılmamalı, uygulama yapılan bölge güneşe gösterilmemeli ve solaryum kullanılmamalıdır. Haftada 3 kez 45 dakikalık egzersiz yapmak, vücuda uygulanan mezoterapi tedavisinin etkisini arttırır.

      Mezoterapi kesinlikle bu konuda uzman bir dermatoloğa yaptırılmalıdır. Piyasadan kolayca temin edilebilen mezoterapi ilaçlarıyla yetkisiz ve uzmanlık alanı dışında bu tedaviyi uygulayan kliniklerden kaçınılmalıdır.

 

Kimyasal peeling (Cilt Soyma) ile Gençleşin!

     Cilt yüzeyine uygulanan asitlerle, cildin kontrollü bir şekilde üst tabakalarının soyulması ile yeni derinin oluşturularak derin tabakaların da uyarılması işlemine kimyasal peeling adı verilir. Kimyasal peeling tıbbi bir işlemdir ve cilt yenileme işlemi olarak da adlandırılabilir. Kimyasal peeling cildin üstteki sorunlu kısmını soyarak uzaklaştırmaya ve alttan yeni hücrelerin yapılanmasını sağlayarak ileri dönemlerde cildin destek dokusunu arttırmaya, cildin kan dolaşımını, hücre üretimini ve kollajen dokusunu canlandırmaya yarar. Sonuç olarak cilt daha canlı, gergin, pürüzsüz, yumuşak görünüm alabilmekte, kırışıklıklar ve izler azaltılabilmektedir. 

     Yüzeyel peelingler papiller tabakaya kadar inen peelinglerdir. İşlem sonrası kişi günlük hayatına devam edebildiği için öğle arası peelingleri olarak da isimlendirilebilirler. Etkileri tekrarlanırsa belirgin şekilde artmaktadır. (2-4 haftada bir 6-8 defa tekrarlanabilir). Yüzeyel peelinglerin asıl kullanım alanları akne (ergenlik sivilcesi), rozase (gül hastalığı), kıl kökü iltihapları, batık kıllar, sakal batıkları, lekeler, kollarda görülen tavuk derisi görünümü, cilt yağlılığı ve erken fotoyaşlanma belirtileridir. Günümüzde özellikle yüzeyel peeling gerektiren durumlarda alfa hidroksi asitler (AHA) ve asidik aminoasitler (AFA) kullanılmaktadır. Son zamanlarda AHA ve AFA ile yapılan peelingler son derece güvenli ve etkili oldukları için geniş kullanım alanı bulmuşlardır. Akne (ergenlik sivilcesi) tedavisinde salisilik asit peelingler kullanılabilmektedir. Gebelik, emzirme, son 6 ay içinde Roaccutane, Zoretanin, Aknetrent vb. ilaçlarla sivilce tedavisi, güneş hassasiyeti, peeling bölgesinde aktif uçuk, egzama ve tahriş gibi durumlarda bu peelingler yapılmaz. Yan etki olarak kabuklanma, hafif kızarıklık, geçici lekeler (3 gün - 2 ay arası), enfeksiyonlar, sivilcelerde artış ve ender olarak skar dokusu (iz) gelişimi olabilir.

     Derin yüzeyel peelingler dermisin üst tabakası olan papiller tabakayı içeren peelinglerdir. İşlem sonrası 2-3 güne kadar devam edebilen kızarıklık, 1 haftaya kadar devam eden soyulma oluşur ve bu nedenle hafta sonu peelingleri olarak da isimlendirilmektedirler. Etkileri tekrarlanırsa belirgin şekilde artmaktadır. (4 haftada bir 3-6 defa tekrarlanabilir). Kullanım alanları dirençli akne, yüzeyel akne skarları, yüz harici vücut bölgelerinde elastisite kaybı, lekeler ve hafif fotoyaşlanma (kabalaşma, sarı renk değişikliği, genişlemiş gözenekler, ince kırışıklıklar, güneş lekeleri, aktinik keratozlar vb)dır. Derin yüzeyel peeling yapan ürünler yüksek konsantrasyonda AHA, salisilik asit, Jessner peeling ve düşük konsantrasyonda TCA'dır. Gebelik, emzirme, son 6 ay içinde Roaccutane, Zoretanin, Aknetrent  vb. ilaçlarla sivilce tedavisi, güneş hassasiyeti, peeling bölgesinde aktif uçuk, egzama ve tahriş gibi durumlarda bu peelingler yapılmaz. Yan etki olarak uzamış kızarıklık (açık tenlilerde daha sık), alerjik reaksiyonlar, uçuk çıkarılması, geçici leke gelişimi (koyu tenlilerde daha sık, yetersiz güneşten kaçınma ve yetersiz güneş koruyucu kullanımı nedeniyle gelişebilir), yüzeyel deri enfeksiyonları, perioral dermatit, skar dokusu (iz) gelişimi oluşabilir.

     Orta derinlikte TCA peelingler dermisin retiküler tabakasının üst kısımlarını etkileyen peelinglerdir. Orta derinlikte peelinglerin kullanım alanı yüzeyel - orta akne skarları, ince kırışıklıklar, lekeler, güneş hasarı ve kanser öncüsü güneş lekeleridir. İşlem sonrası 3-5 gün süren kızarıklık, 10-12 güne kadar devam eden daha kalın soyulma oluşmaktadır. Retiküler dermisin orta kısmına ulaşan derin fenol peelingler ise daha derin akne skarları, ilerlemiş fotoyaşlanma, lekeler ve aktinik keratozların tedavisinde kullanılır. Gebelik, emzirme, son 12 ay içinde Roaccutane, Zoretanin, Aknetrent  vb. ilaçlarla sivilce tedavisi, güneş hassasiyeti, peeling bölgesinde aktif uçuk, egzama ve tahriş gibi durumlarda, keloid gibi kabarık yara izi oluşturma hikayesi, şeker hastalığı, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlarda, aktif enfeksiyon hastalıkları olanlarda, çok açık tenli ve çok koyu tenli olanlarda ve psikiyatrik hastalıkları olanlarda orta - derin peeling yapılmaz. Yan etki olarak ödem (ilk 24-72 saat içinde), kalıcı kızarıklık (işlemden 7-14 gün sonra başlayıp birkaç ay devam edebilir, özellikle açık tenlilerde), ağrı, uçuk çıkması, geçici lekeler (3 gün - 3 ay arası, özellikle koyu tenlilerde, ender olarak kalıcı olabilir, yetersiz güneşten kaçınma ve yetersiz güneş koruyucu kullanımı nedeniyle gelişebilir), yüzeyel deri enfeksiyonları, deri renginde açılma (ender olarak kalıcı olabilir, birkaç ay sonra ortaya çıkar ve özellikle açık tenlilerde), (kabarık) skar dokusu (iz) gelişimi (peeling ne kadar kuvvetli ve derin olursa risk o kadar artar), alerjik reaksiyonlar, telenjiektazi, milia gelişimi ve perioral dermatit oluşabilir. 

 

Cilt Bakımı: Bugün ve yarın, daima bakımlı olun!

     Cilt yaşayan ve soluk alan vücudumuzun en büyük organıdır. Cildimiz aç mıdır, tok mudur, susuz mudur? Bu nedenle cildin gereksinimlerini iyi bilmek gerekir. Cildinizi tanıyın ve sevin! Bugün ve yarın, daima bakımlı olun!

     Cildimiz en önemli giysimizdir. Çocukluk dönemimizde cildimiz bir çiçek gibi taptazedir. Ancak cildimiz 20’li ve 30’lu yaşların sonlarına doğru yavaş yavaş yıpranmaya ve suyunu kaybetmeye başlar; sonuçta kırışıklıklar, akne, ciltte sarkmalar gibi cilt yaşlanması bulguları görülmeye başlar. Bu nedenle cildimiz sürekli bakıma ihtiyaç duyar. Cildimizin esnek ve sıkı olması yapısında bulunan kollajen ve elastin lifleri sayesindedir. Cilt genç iken kollajenaz enzimleri bu liflerin dengesini sağlar ve genç cilt esnek, sıkı görünür. Fakat yaş ilerledikçe cildin bu dengeleri bozulur. 

     Cildimizin yaşlanmasını etkileyen faktörler arasında en önemli olan 3 tanesi yaş yani geçen zaman, kalıtsal miras ve güneş ışınlarıdır. Cildimizi yaşlandıran diğer nedenler arasında ise beslenme, kilo alışverişleri, kafein, sigara ve alkol kullanımı, cinsel hormonlar, kortizon, insülin ve tiroid hormonu düzeyleri, uyku düzeni, stres düzeyi ve vücudumuzun metabolizması gibi farklı faktörler sayılabilir. Bütün bu saydığımız çok sayıda faktör içerisinde en önemli faktörler doğal yaşlanmaya ilave olarak ömür boyu maruz kalınan güneş ışınlarıdır. Bunu genetik mirasımız takip eder. Vücudumuzdaki her organ farklı yaşlanma biçimi gösterir. Cilt yaşlanmasının doğal seyrinde kırışıklıkların artması, cildin kuruyup buruşması ve bir miktar sarkmasını görürüz. Buna ciltte oluşan lekeleri, benleri, ince damarsal genişlemeleri ve tüylenmeyi de ekleyebiliriz. 

     Cildimize destekleyici bakım için iyi ve dengeli beslenmeli, uyku düzenine dikkat etmeli, bol su içmeli, kafein, sigara ve içkiden mümkün olduğunca uzak durmalı, bol temiz hava almalı ve mümkün olduğunca egzersiz yapmalıyız. Cilt bakımında en önemli unsur ise cildi güneşin ultraviyole ışınlarına karşı korumaktır. Cildimizin rengi veya yaşımız ne olursa olsun güneşe ve onun ultraviyole ışınlarına maruz kalmamaya ve sürekli olmak koşuluyla en az 30 faktörlü güneşten koruyucu kullanmaya özen göstermeliyiz. Bunun amacı cildin bozulmasını, yaşlanmasını ve sonunda cilt kanserini önlemektir.

     Dış etkenlerin zararını en az düzeye indirgemek ve cildimizin sağlığını koruyabilmek için yapılması gerekenlerin arasında; cilt temizliği, cilt yapısına uygun ürün seçimi, cilt bakımı ve cildin nemini korumak sayılabilir.

     Özellikle mevsim geçişlerinde cildimiz değişiklikler gösterdiği için cilt bakımı yapılması önerilmektedir. Gözeneklerin kapanmaması ve cildin rahatlaması için ölü tabakanın ciltten uzaklaştırılması gerekir. Cilt bakımları 20’li yaşlardan sonra derinin ihtiyaçlarını ve problemlerini gidermeye yönelik destek amaçlı olarak herkese ve her cilde önerilmektedir. Cildin ihtiyaçları ve cilde gereken bakımlar cilt bakım süresini belirler. Ancak klasik bir bakımın süresi yaklaşık 1 saattir. Cilt bakımı öncesi dermatoloğumuz tarafından muayene olmanız ve derinin tipi, özellikleri ve varsa mevcut hastalıkların tespit edilmesi gerekir. Beklentileriniz ve istekleriniz de göz önüne alınarak dermatoloğumuzun muayenesi sonucunda size ve cildinize uygun bakım uygulanır. Cildinizin problemleri cilt bakım uygulamasının sıklığını belirler. Ancak sadece bakım amaçlı olarak 6-8 haftalık aralıklarla uygulanması tavsiye edilir.

 

Mevsimlere Göre Cilt Bakım Önerileri

     Farklı çevre koşulları cilt yaşlanmasında etkili faktörlerden bir tanesidir. 

     Kış aylarında var olan rüzgarlı, soğuk ve kuru hava koşulları nedeniyle nemlendirmek önemlidir. Yaz aylarında ise sıcak, güneşli ve nemli hava koşullarından cildimizi korumak önemlidir. Çevre kirliliği ve bunun sonucunda havada bulunan kimyasal ve toksik maddelerde cildimize zarar verirler.

Yaz öncesi cilt bakım önerileri: 

  • Asla güneşlenmeyin,

  • Sürekli olarak en az 30 faktörlü tıbbi güneşten koruyucu ürünler kullanın ve gün içinde tekrar uygulayın,

  • Cildinize çok farklı yapıda ve çok fazla sayıda ürün kullanmayın, yeterli ve etkili tek nemlendirici ürün kullanın,

  • Çok sık ve uzun süre duş almayın, sık kese yapmayın,

  • Duş sonrası hemen nemlendirici kullanın,

  • Bol bol su için (en az 8 bardak).

Kış ayları için cilt bakım önerileri:

  • Kuruma ve tahriş olmayı engellemek için cildinize uygun yoğun bir nemlendirici kullanın,

  • Dışarı çıkmadan önce en az 30 faktörlü güneşten koruyucu krem kullanın,

  • Terleme, tahriş olma ve sonrasında da kaşıntıyı engellemek için pamuklu ürünlerden birkaç kat giyin ki terleyince üzerinizdeki kıyafetlerin kalınlığını inceltebilin,

  • Islanan kıyafet ve ayakkabıları hemen çıkarın,

  • Ev içi havayı nemlendirmek için buhar makinası kullanın,

  • Sıcak, uzun süreli banyodan, kese yapmaktan kaçının ve banyo sonrası nemlendirici kullanın.

Güneş Koruyucular

     Güneş ışınları / Solar ultraviyole radyasyon (UVR) UVC (100-290 nm), UVB (290-320 nm) ve UVA (320-400 nm) dalga boylarından oluşur. Dünya atmosferindeki ozon tabakası UVC radyasyonunun % 100'ünün, UVB radyasyonunun yaklaşık % 90'ının emilerek dünyaya ulaşmasını engellemekteyken pratik olarak UVA radyasyonunu hiç emmediği iyi bilinmektedir. UVA radyasyonu kış aylarında yoğun olarak dünyaya ulaşırken UVB kış aylarında oldukça azalmaktadır. UVA ayrıca ev ve araç camlarından da içeriye girmektedir. 

     UVR özellikle D vitamininin vücudumuzda üretilmesinde olmak üzere insan sağlığında faydalı roller oynamaktadır. Vücudumuz için yeterli D vitamini üretebilmek için saatlerce güneşte kalmamız gerekmemekte, öğle saatlerinde sadece bir kolumuzun 15-20 dakika güneş görmesi yetmektedir. Kaldı ki D vitamini gıda takviyesi olarak da alınabilmektedir.  Ayrıca kış aylarında Türkiye’nin kuzey yarısında D vitamini üretemediğimiz için yine takviye olarak alınması gerekmektedir. 

     Ancak kızarıklık, güneş yanıkları, lekeler, geri dönüşümsüz cilt yaşlanması, oksidatif stres, bağışıklık sisteminin baskılanması, hücrelerde genetik DNA hasarı ve cilt kanserlerinin gelişmesi gibi cilt hasarlarını önlemek için UVR’a karşı etkili bir şekilde korunma son derece önemlidir. Bu bağlamda, güneş koruyucuların kullanımı, güneşe aşırı maruz kalmanın neden olduğu cilt hasarını önlemek amacıyla en çok kullanılan yöntemdir. Ancak güneşin zararlı etkilerine karşı korunurken tek başına güneş koruyucular yetersiz kalmaktadır. Güneşin zararlı etkilerinden korunabilmek amacıyla ek olarak gerekmedikçe güneşe maruz kalmaktan kaçınma, güneş ışınlarının dik geldiği öğle saatlerinde dış ortamda kalmaktan kaçınma, uzun kollu ve paçalı açık renkli kıyafetler, şapka ve diğer koruyucu giysilerin kullanılması da önerilmektedir. 

     Güneş kremleri, cilde nüfuz eden UVR’yi emebilen, yansıtan ve / veya dağıtan aktif maddeler içeren kozmetik formülasyonlardır. Bu maddeler iki ana kategoriye ayrılabilir: organik ve inorganik filtreler. Tipik olarak, organik filtreler kimyasal filtreler olarak adlandırılır, çünkü etki mekanizmaları moleküllerinde UVR’nin cilde ulaşmasını engelleyen kimyasal değişikliklerin oluşması ile ilgilidir. Diğer taraftan, inorganik UV filtreleri fiziksel filtreler olarak adlandırılır, çünkü güneş ışınlarına karşı koruma şekilleri, UVR’nin saçılması ve yansıması gibi fiziksel etkiler ile ilişkilidir.

     Güneş koruyucu etkinliği sağlamak ve beklenen UVR korumasını elde etmek amacıyla, bu bileşiklerin güneşe tüm maruz kalınan süre boyunca sabit ve etkin kalması önemlidir. Organik / kimyasal UV filtreleri güneş ışınlarına maruz kaldıkça bozulabilir, cilt bileşenleriyle etkileşime girebilen, fototoksik ve / veya fotoalerjik olaylara neden olan toksik ürünler oluşturabilir. Bu açıdan, fotokimyasal olarak kararsız olan organik UV filtrelerini korumak için ayrıca stabilize edici maddeler de kullanılmaktadır. Aynı korumayı sağladığı ileri sürülen farklı güneş koruyucuların güneşe maruz kaldıkça etkinlikleri değişebilmekte ve gerçek koruyuculukları eşit olamayabilmektedir. Bu nedenle güneş koruyucu alırken hem kaliteli ürünler alınmalı hem de en yüksek koruma düzeyine sahip ürünler tercih edilmelidir. Fiziksel filtreler ile bu durum gelişmemekte ve koruyuculukları UVR maruziyeti ile daha az etkilenmektedir. Ayrıca fiziksel filtreler kimyasal bileşikler içermedikleri için bebek, çocuk ve gebelerde kullanılmaya da uygundur. 

     Güneş koruyucuların UVR ye karşı koruyuculukları üzerlerinde sayılar ile belirtilmektedir. UVB ye karşı koruyuculuk SPF olarak belirtilmekte ve ülkemizde en fazla SPF 50 ve daha yüksek olanlar SPF 50+ olarak piyasaya sürülmektedirler. Kullanılacak olan güneş koruyucunun tercihan en az 30 SPF olması tercih edilmelidir. Ancak yeryüzüne ulaşan UVR sadece UVB ışınları olmadığı, UVA ışınları daha fazla yeryüzüne ulaştığı ve UVA ayrıca camdan da geçtiği için UVA ya karşı da mümkün olduğunda yüksek koruyuculuğu olan güneş koruyucular tercih edilmelidir. Eczanelerde satılmakta olan pek çok iyi marka güneş koruyucu üzerinde SPF 50+ ve UVB + UVA ibaresi yer almaktadır. 

     Güneş koruyucular özellikle yüz için hem yaz hem de kış aylarında, camdan UVA geçtiği ve bazı floresan lambalarda da UVA bulunduğu için iç ortamlarda da kullanılmalıdır. Güneş koruyucular sabah dışarı çıkmadan ya da otel odasından sahile çıkmadan en az 15 dakika önce açıkta kalacak tüm bölgelere uygulanmalı, yazın özellikle açık havada kalınacak ise 2 saatte bir yeniden uygulanmalıdır. Deniz/havuz kenarında suya girip çıkıldıktan ve kurulandıktan  sonra yeniden uygulanmalıdır. Ancak en önemli nokta güneş koruyucu sürülerek daha fazla güneşe maruz kalınmamasıdır. Son yıllarda güneş koruyucu kullanımı ile normalden daha da fazla güneşte kalınması sonucu cilt kanserlerinde tam tersi artış görülmüştür. Bu nedenle düzenli güneş koruyucu kullanılsa dahi etkin bir korunma için öğle saatlerinde güneş ışınlarına mümkün olduğunca maruz kalınmamalı, gölgede vakit geçirilmeli, koruyucu kıyafetler kullanılmalı ve saatler boyunca güneşlenilmemelidir. 

0-262-3334545

0-531-9913272

©2020, Doc. Dr. Berna AKSOY tarafından kurulmuştur.

Yasal Uyarı

Bu sayfa sadece Doç. Dr. Berna Aksoy hakkında bilgiler ve Dermatoloji ile ilgili genel bilgilendirmeler içermektedir.

Tanı ve tedavi için kullanılmamalıdır.

Tanı ve tedavi amacıyla lütfen hekiminize başvurunuz.