Deri Kanseri nedir ve belirtileri nedir?

     Günümüzde yaşam kaynağımız olan güneş sandığımızın aksine dost değil de cildimizin en büyük  düşmanı olduğunu göstermeye başladı. Çevrenize bir bakın; tarlada veya güneş altında çalışan ve fazla güneşlenen insanların yüzlerinde veya ellerinde gelişen deri kanserleri ya da gencecik insanlarda görülmeye başlayan ben kanserleri… Bu tür olayları eminim ki hepiniz duymuşsunuzdur.

     Deri kanserleri son zamanlarda diğer tüm kanserlerden çok daha hızlı artmakta, kalıcı sakatlık ve en önemlisi de ölümlere neden olmaktadır. Deri kanseri gelişimi hayat boyunca maruz kalınan güneş ışığı miktarı ve geçmişte gelişmiş güneş yanıkları ile doğru orantılıdır. Deri kanserlerinin yaklaşık % 90’ı güneşe maruz kalanvyani açıkta olan ciltte ortaya çıkmaktadır. Bir deri kanseri geliştiren kişinin ikinci bir deri kanseri geliştirme riski artmıştır. Güneşe aşırı maruz kalmamak, güneş yanıklarından kaçınmak, güneşlenmemek ve düzenli güneşten koruyucu ürünler kullanmak tüm deri kanserlerinden korunmada en iyi önlemlerdir.

     Temel olarak 3 çeşit deri kanseri görülmektedir:

1. Bazal Hücreli Karsinom (BHK)

     Genellikle uzun süreli ve yoğun güneş maruziyeti sonrası, ileri yaş kişilerde gelişir. BHK en sık yüz, boyun ve el sırtında kabarıklık, kanamalı yara veya genişleyen leke şeklinde görülen deri kanseridir. BHK en sık görülen ve diğer deri kanserleri içinde en iyi tipte olan deri kanseridir. Bu tip deri kanserleri genellikle yavaş büyür ve genişler. Erken dönemde tedavi edilmezlerse zaman içinde kanama ve kabuklanma gelişir ve hatta çok büyük boyutlara ulaşabilir. BHK uygun tedavi sonrasında (sıklıkla Cerrahi Eksizyon) düşük ihtimalle tekrarlar. Tedavi sonrası BHK hastalarının büyük çoğunluğu tamamen iyileşir.

2. Skuamöz Hücreli Karsinom (SHK)

     Genellikle deride kabarıklık veya kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkan, en sık kulak, yüz, dudak, el üstü ve ağızda yerleşen ikinci deri kanseri çeşididir. SHK tüm deri kanserleri arasında ikinci sıklıkta görülür. Gidişatı BHKya göre biraz daha kötüdür ve yakında bulunan lenf bezlerine ve hatta iç organlara yayılabilir. Erken yakalandığı takdirde tedavi şansı yüksektir.

3. Malign Melanom

     Bütün deri kanserleri içinde nadir görülen ancak en kötü ve en tehlikeli olanıdır. Erken tanı ve erken dönemde tedavi ile hastalıktan kurtulma şansı artar. Malign Melanom ben kanseri olarak da bilinir. Genellikle bu tip kanserler kahverengi veya siyah renktedirler. Ancak bazen kızarık veya deri renginde de olabilir. Malign Melanom yayılma özelliği ile lenf bezlerine ve iç organlara yayılabilir. Hiçbir belirti vermeden kısa süre içinde hızla büyüyüp vücuda yayılabilir. Genellikle var olan siyah veya kahverengi bir bende gelişebileceği gibi yeni çıkan bir ben olarak da kendisini gösterebilir. Ailesinde malign melanom öyküsü bulunan kişilerin, vücudunda sıra dışı, büyük, garip ve çok sayıda benleri olan kişilerin ve doğuştan beni bulunan kişilerin malign melanom geliştirme riski diğer kişilere göre daha yüksektir.

     Malign Melanom gelişimini erken farkedebilmek için vücudunuzda var olan benlerden haberdar olmanız ve onları düzenli takip ediyor olmanız gereklidir. Bunun için en iyi yöntem ayda bir boy aynası karşısında çıplak bir şekilde vücudunuzda bulunan benlere bakmanız ve onları renk, şekil, kenar değişikliği ve büyüme açısından incelemenizdir. Ayrıca vücudunuza bakarken yeni ben gelişimi açısından da incelemeniz gereklidir. Bu şekilde benlerinizi kendiniz takip edebilir ve sonradan gelişen en küçük değişiklikte veya yeni bir ben çıkışında doktorunuza başvurabilirsiniz. Vücudunda benleri bulunan kişilerin yıllık düzenli dermatoloji uzmanına muayene olması ve benlerin dermoskop ile incelenmesi de önemlidir. Bu şekilde eğer varsa gelişen malign melanom erken dönemdeyken tespit edilebilir ve tedavi edilebilir.

 

Akneli olarak kendinizi yalnız hissetmeyin!

 

     Hemen her yetişkin hayatının bir döneminde hafif de olsa akne problemi yaşamaktadır. Akne ergenlik çağındaki gençlerin (13-18 yaş) % 85’den daha fazlasında görülen ve tüm dünyada en sık görülen cilt rahatsızlığıdır.

Akne neden oluşmaktadır?

     Akne derimizde bulunan ve kıl köklerine açılan yağ bezlerinin (bu iki yapının tümüne pilosebase ünite denilmektedir) bir hastalığıdır. Normalde bu bezlerin salgısı olan yağ deri yüzeyine bir kanal aracılığı ile ulaşmaktadır. Ancak, yağın fazla salgılanması ve bu kanalda bulunan hücrelerin yapışkanlığının artması sonucu olan tıkanma ile özellikle ergenlik döneminde sivilceler oluşur. Sivilcenin temel nedeni pilosebase ünite kanalında gelişen tıkanıklıktır. Bu tıkanıklık ve fazla yağ salgılanmasına herkeste bulunan bir mikrop olan Cutibacterium acnes adlı mikroorganizmanın aşırı çoğalması ve vücudun yangısal reaksiyonlarının eklenmesi ile akne lezyonları gelişmektedir.

Akne belirtileri nelerdir?

     Akne lezyonları siyah ve beyaz noktalar olan komedonlar, papül ve püstül dediğimiz iltihaplı akne lezyonları ve şiddetli aknede görülen nodül, kist ve skar (izler)dir. Akne öncüsü olan komedonlar tek başına olabilir veya diğer lezyonlarla birlikte bulunabilir. Akne hafif, orta şiddette veya şiddetli olabilir.

Akne tedavi edilmeli midir?

     Akne tedavi edilebilen bir hastalıktır ve akne tedavisi gerçekten de çok önemlidir. Akneden kurtulmak için çok uğraşmış ve çok dolaşmış olabilirsiniz, ancak ümitsizliğe kapılmamalısınız. Aknede tedavi seçimi aknenin şiddetine göre ve iz bırakma olasılığına göre yapılmaktadır.

     Akne tedavisinin asıl amacı yüzünüzde ömür boyu taşıyacağınız izlerin oluşmasının engellenmesidir. Çünkü skar denilen izler bir kere oluştu mu bunların kaybedilmesi ve cildin pürüzsüz hale getirilmesi oldukça zor ve bazen imkansızdır.

     Akne tedavisinin ikincil amacı kişilerin akneli olarak hayatta geçirdikleri sürenin kısaltılmasıdır. Akne genelde yaş ilerledikçe genelde de yirmili yaşlarda kendi kendine gerilemektedir.

     Aknede üçüncü tedavi amacımız ise kişinin görüntüsü nedeniyle kendilerini arkadaş ve aile çevresi gibi sosyal ortamlardan uzak tutmalarını ve akneli bir cilde sahip olmanın yaratacağı psikolojik sorunları ortadan kaldırmaktır.

Akne ile ilgili yanlış bilinen gerçekler nelerdir?

     Aknenin oluşum mekanizmasından da anlaşılacağı üzere akne tamamen mikroplara bağlı bir enfeksiyon değildir. Yani kirlilik ve temizlikle ilgili değildir. Aknenin sigara ve alkol kullanımı, spor yapmama, cinsel ilişki ve mastürbasyon gibi faktörlerle de ilgisi yoktur. Akne genelde bir iç hastalığın ya da karaciğerin derideki belirtisi de değildir. Güneş banyosu genelde akne için yararlıdır ancak bazı hastalarda da artışa neden olabilir. Akne nemli iklimde artış gösterir. Makyaj eğer yağlı maddelerle yapılmıyor ve dermatolojik olarak test edilmiş ve non-komedojenik mineral bazlı ürünlerle yapılıyorsa akneyi etkilemez. Bayanların adet (regl) dönemlerinde ve stresle akne kötüleşebilir. Akne ender olarak hormonal bozuklukların belirtisi olabilir. Bayan hastalarda adet düzensizliği ve kıllanma mevcutsa doktorunuz tarafından gerekli görüldüğü durumlarda hormon tetkikleriniz istenmekte ve hormon tedavisi verilmektedir.

Akne nasıl tedavi edilir?

     Akne tedavisi hastalığın şiddetine ve kişiden kişiye göre değişkenlik gösterir. Her akne hastasına aynı tedavi uygulanmaz. Tedavide çeşitli sürme ve ağızdan ilaçlar kullanılmaktadır. Doktorunuz size en uygun tedaviye muayene sonrası karar vermektedir.

Roza – Gül Hastalığı nedir?

 

     Rozase veya diğer ismiyle gül hastalığı genellikle genç ve orta yaşlı yetişkinlerin hastalığıdır. Nedeni tam olarak bilinememektedir ancak derinin genel olarak hassasiyetine bağlı veya yüzün kan damarlarının hassasiyetine bağlı bir cilt hastalığı olduğu düşünülmektedir. Rozase genellikle yüzü etkiler. Rozasede karakteristik olarak kızarıklık, kabuklanma, sivilceler ve telanjiektaziler denilen ince damar genişlemeleri görülür. Hastalarda sıklıkla yanma, batma, iğnelenme ve kaşıntı gibi şikayetler de bulunur. Kızarıklık ve damar genişlemeleri sadece burun ve yanakları etkileyebilirken sivilceler ise tüm yüzü etkileyebilir. Hastalarda yüzün tamamı veya bazı bölgeleri etkilenmiş olabilir.      Ergenlik sivilcesinden farklı olarak yüzde siyah ve beyaz nokta olarak da nitelendirilebilecek sivilce öncüsü komedonlar bulunmaz. Erken evrelerde sıcak, bazı gıdalar, stres gibi nedenlerle alevlenen ani kızarma (flushing) reaksiyonu oluşurken ilerleyen dönemlerde kızarıklık kalıcı hale gelir ve telanjiektaziler yani ince damar genişlemeleri belirir. Sonraki evrede ise iltihaplı sivilceler gelişebilir. Bazı rozase hastalarında özellikle de erkek hastalarda rinofima denilen ve burunda büyüme ile kendisini gösteren burun derisinde kalınlaşma ve yağ bezlerinde aşırı büyümeden oluşan klinik tablo gelişebilir. Rozasede bazen göz tutulumu da olabilir.

      Rozasenin doğal seyri değişkendir, fakat tipik olarak yıllar süren kronik bir hastalık şeklinde seyreder. Rozasenin tamamen iyileştirilmesi hemen hemen mümkün değildir. Bu nedenle hastaların bu hastalıkla birlikte yaşamayı ve hastalığı nasıl kontrol altında tutmaları gerektiğini öğrenmeleri daha önemlidir. Rozase hastalarında hastalığı arttırdığı düşünüldüğü için bazı hastalığı arttırıcı faktörlerden kaçınılması gereklidir. Bu faktörler arasında aşırı sıcak ve soğuk içecekler, gıdalar ve çevre şartları; güneş maruziyeti; baharatlı gıdalar ve alkolden kaçınılmalıdır. Ayrıca stres ve mens dönemlerinde rozase hastalarında alevlenmeler görülmektedir.

      Hastalarda tedavi amaçlı olarak kullanılabilecek çeşitli topikal ve sistemik ilaçlar bulunmasına rağmen rozasede kalıcı etki sağlayabilmek mümkün değildir. Bu tedavi yöntemleri hastalığı sadece kontrol altında tutabilmektedir. Tedavi kesildiğinde tekrarlama oranı yüksektir. Hastalarda topikal steroidli ilaçlar başlangıçta yararlı etkiler yapıyormuş gibi görünse de ilaçlar kesilince tepkisel bir alevlenme ve hastalıkta artış görülmektedir. Bu tür ilaçların uzun süre kullanılmasında ise çeşitli steroide bağlı yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle rozasede topikal kortizonlu ilaçlar kullanılmamalıdır. Rozasede tedavi seçenekleri, tedavi şekli ve tedavi süresi açısından mutlaka dermatoloğunuza başvurunuz.

 

Egzama Nedir?

     Egzama, dünyanın her yanında sık görülen, yaşamları boyunca insanların beşte birini en az bir kere etkileyen, bebekler de dahil olmak üzere her yaş grubunda görülen, bulaşıcı olmayan ve yaşamı tehdit etmeyen bir deri hastalığıdır.

     Egzama kelimesi Yunanca kökenlidir. Kaynayıp taşmak veya ortaya çıkmak anlamına gelen “ekzein” ( “ek=dış” ve “zeo=kabarma, köpüklenme” kelimelerinin birleştirilmesi sonucu elde edilmiştir) kelimesinden köken almaktadır. Genelde “egzama” ve “dermatit” kelimeleri eşanlamlı olarak kullanılmaktadır ancak egzama ifadesi Avrupa’da ve dermatit ifadesi de Amerika’da daha sık kullanılmaktadır. Ancak genel olarak egzama kelimesi endojen, dermatit kelimesi de eksojen kökenli olanları tanımlamak için kullanılmaktadır.

      Egzama, tek başına veya beraberce, dışarıdan veya içeriden etki eden çok çeşitli etkenler nedeniyle oluşur. Egzama çoğu hastada benzer görünümde olup, hastadan hastaya görünümde değişiklikler de gösterebilen derideki özel yangısal değişiklikler anlamına gelmektedir. Klinik görünüm hastalığın şiddetine, bulunduğu vücut bölgesine ve olayın kronikliğine göre değişmektedir. Başlıca klinik belirtiler; kızarıklık, kabarıklıklar, su kabarcıkları, kepeklenme veya deride kalınlaşma, sulantı, kabuklanma ve çatlaklardır. Egzama da açık veya koyu renk değişikliği görülebilir. Herhangi bir egzama hastasında bu görünümlerden bir veya birkaçı görülebilir. Egzama bir hastadan diğerine farklılık gösterebilir. Ayrıca egzama vücudun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterebilmektedir.

     Egzama akut, subakut ve kronik olabilir. Akut egzama kızarıklık şeklinde başlar ve neden devam ederse subakut dönemde daha sonra kabarıklık, su kabarcığı, iltihaplı sivilce benzeri bulgular, bunlar patladığında sulantı ve akıntı sonrasında kabuklanma olur. Egzamanın akut ya da subakut seyredeceği sadece nedene bağlı değil aynı zamanda kişinin buna göstereceği bireysel tepkiye de bağlıdır. Eğer neden hala devam ediyorsa pullanma oluşur ve kronik egzama gelişir. Bazen de kronik egzama başlangıçtan itibaren bu şekilde başlar. Akut egzamada şikayetler genelde acıma, deride gerginlik hissi ve hafif kaşıntı şeklindeyken, kronik egzamanın başlıca belirtisi şiddetli kaşıntıdır.

     Egzamanın sınıflandırılması çok zordur ve çok da başarılı değildir. Bunun sebebi egzamanın şimdiye kadar farklı şekillerde sınıflandırılmış ve isimlendirilmiş olmasıdır. Egzama klinik döküntünün görünümüne, nedenlerine veya tutulan vücut bölgesine göre sınıflandırılabilir. En yaygın kullanılan sınıflandırmaya göre egzamalar başlıca iki gruba ayrılmaktadır: 1) dış etkenlere bağlı gelişen eksojen faktörlere bağlı egzama, 2) herhangi bir dış etkene bağlı olmayan egzama bu bazen endojen egzama olarak isimlendirilmektedir. Bu sınıflandırma önemlidir çünkü eğer dış / eksojen faktörler varsa bunlar belirlenmelidir ve bunlar engellenebilirse, bu bile kendi başına tedavi edici sonuca ulaşma anlamına gelebilir.

     Eksojen veya dış etkenlere bağlı egzama maalesef özel klinik özellikler göstermez ve endojen egzamanın belirtilerinin aynısını gösterir. Egzamanın tipinin belirlenmesinde hastanın mesleği, uyguladığı tedavi şekli, cilde uygulanan ürünler ve kozmetikler gibi bilgiler ipuçları verebilir. Egzamanın nedeninin ( örn: metal imitasyon küpeler, ruj, giysiler) olduğu durumlarda egzamanın yerleşimi tanıya yardımcıdır. Egzamanın nedeni eğer uygulanan tedavi amaçlı merhemler gibi ilacın kendisi ise tanı çok zordur.

Eksojen Egzama genellikle aşağıdaki gibi alt sınıflara ayrılmaktadır:

  1. Alerjik Egzama: Deri yüzeyine uygulanan bir ürüne alerjik yanıt sonucu oluşan egzama,

  2. İrritan Egzama: Deri yüzeyine uygulanan bir ürünün deride tahriş etkisi sonucu oluşan egzama.

     Endojen egzamanın sınıflaması daha da zordur, çünkü bu sınıflama bilimsel prensiplere uymamaktadır. Endojen egzamalarda benzer klinik görünümler belli vücut bölgelerini tutmaktadır. Aynı egzama için birden fazla terim kullanılabilmektedir ve bu da karışıklıklara neden olabilmektedir:

  1. Atopik egzama: Çocukluk çağında görülen egzama çeşididir ve genellikle aile geçmişinde astım, saman nezlesi gibi alerjik durumlarla birlikte görülür.

  2. Seboreik dermatit: Bu egzama vücutta en fazla yağ üreten deri bölgelerinde ( örn: saçlı deri, yüz, sırt ve göğüs) oluştuğu için bu isim verilmiştir.

  3. Nummuler dermatit: Adını klinik görünüşüne bağlı olarak (para gibi anlamında) almıştır. Genellikle kol ve bacakları tutar.

  4. Variköz – Staz Dermatiti: Bacağın alt kısmında varislerle ilişkili olarak meydana gelen egzamadır.

  5. Dishidrotik egzama: Simetrik oluşmaya eğilimli, avuç içi, ayak tabanında ve parmaklarda görülen, su kabarcıkları gösteren egzamadır.

  6. Kserotik egzama: Derinin yağının azalması ve kuruması ile ilişkili, genelde de yaşlı kişilerin bacaklarında görülen egzamadır.

     Bu sınıflama en basit ve kapsamlı görünmesine rağmen karşılaşılabilecek tüm egzamaları kapsamamaktadır. Örneğin bir yerde bulunan egzama çeşidinde vücuda yayılma olabilir ve bu da otosensitizasyon olarak adlandırılır. Eğer döküntüler tüm vücudu kaplarsa buna da eritrodermi veya eksfoliyatif dermatit denilmektedir.

       Egzamalar mutlaka doktor tarafından tanı konulması ve tedavi edilmesi gereken hastalıklardır ve tedavide genellikle deriye uygulanan kortizonlu ilaçlar kullanılmaktadır.

 

Sedef Hastalığı (Psöriyazis) Nedir?

     Sedef hastalığı (tıbbi ismiyle psöriyazis) toplumun % 1-2’sinde yani sık görülen, kadın ve erkekleri eşit sıklıkta etkileyen ve her yaşta görülebilen bir deri hastalığıdır. Sedef hastalığı beklenmedik bir şekilde ortaya çıkabilir ve aynı şekilde kaybolabilir. Bulaşıcı ve mikrobik bir hastalık olmayan sedef hastalığı halkın zannettiği gibi bir tabu değildir. Sedef hastalığı bağışıklık sisteminin farklı çalışması sonucu oluşan bir hastalıktır. Sedef hastalığı iç organlardan özellikle de karaciğerden gelmez, eklem hastalığı ve artmış tansiyon ve kalp hastalığı riskleri taşır, sistemik bir hastalıktır.

Sedef Hastalığının Nedenleri:

     Özellikle ailesinde sedef hastalığı olan bazı kişiler bu hastalığa daha yatkındırlar. Başka bir deyişle bazı kişiler için bu hastalık kalıtsaldır. Ailesel olan sedef hastalığı genelde genç yaşlarda başlamaktadır. Hastalık ne kadar ileri yaşta başlarsa o kadar kalıtsal değildir.

     Sedef hastalığı başlayan ya da hastalığı tekrarlayan bir hastada çoğunlukla neden tam olarak saptanamaz. Sedef hastalığı için tetikleyici nedenler çoğunlukla stres, mevsim dönümleri, boğaz enfeksiyonu ya da kaşıma, koparma veya yaralanma gibi bir deri hasarının arasında bulunduğu dış etkenlerdir.

     Bu hastalık kişinin psikolojik durumu ile yakından ilişkilidir. Sedef hastalığı stresli dönemlerde veya depresyon varlığında tedaviye direnç gösterebilir veya hasta kendini iyi ve mutlu hissettiğinde kendiliğinden iyileşebilir. Aşırı alkol alımı, sigara, diğer hastalıklar için kullanılan bazı ilaçlar da sedef hastalığını kötüleştirebilir. Genellikle güneş ışığı sedef hastalığını iyileştirir ancak eğer güneş yanığı gelişirse bu durum sedef hastalığını kötüleştirebilir. Beslenme ile sedef hastalığı arasında anlamlı bir ilişki yoktur.

     Son zamanlarda kabul edilen görüşe göre ise sedef hastalığı kalıtsal olarak yatkın kişilerde çevresel faktörlerin etkisi ile ortaya çıkan bağışıklık sisteminin farklı çalışması sonucu oluşan bir hastalıktır. Bağışıklık sistemi ile ilişkili olduğu için hastalığı tamamen yok etmek mümkün değildir. Sedef hastalığında amaç hastanın var olan lezyonlarını iyileştirerek hayatını kolaylaştırmak ve hayat kalitesini arttırmaktır.

Sedef Hastalığının Belirtileri:

     Sedef hastalığı kaşıntılı olabilen üzeri gri-beyaz kepeklerle kaplı kızarık döküntülere sebep olur. Bu döküntüler en sık saçlı deri, diz ve dirseklerde görülür. Sedef hastalığı olanların %5 ile 10’unda eklem hastalığı da gelişebilir. Bu hastalarda en sık el ve ayak parmak uçlarındaki eklemlerde bazen şişlikle birlikte eklem hareketleri sert ve ağrılı olur. Tırnak tutulumuna bağlı olarak tırnaklarda yüzeyde çukurlanmalar, renk ve şekil değişikliği görülür. Sedef hastalığı olan çoğu hasta için asıl sorun yaraların görünümü ve bu nedenle etraftaki kişilerin kendilerine yaklaşım şekli ve bakış açısıdır. Bu nedenle sedef hastalığı hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde etkilemektedir.

     Sedef hastalığındaki döküntüler (genellikle plaklar) üzeri gümüş-gri rengi kabuklarla kaplı kızarıklıklardır. Bu döküntüler değişik şekil ve büyüklüklerde olup sınırları belirgindir. Saçlı deride bazen kabuklar o kadar kalındır ki alttaki kızarıklığı görmek mümkün olmayabilir. Buna karşın, koltuk altı ve kasık gibi katlantı bölgelerinde sınırları belirgin kızarıklıklar oluşur ve kepeklenme nadiren görülür. Bu hastalıkta deride kesik, çizik, kaşıma veya sürtünme ile hasarlanan bölgede hastalığa ait kızarıklıklar ve döküntüler ortaya çıkar. Sedef hastalığının şiddeti kişiden kişiye değişir ve aynı kişide farklı zamanlarda farklı şiddette olabilir.

Sedef Hastalığına Tanı Konulması:

      Sedef hastalığına genelde doktor tarafından muayene sonrası kolaylıkla tanı koyulur, bazen tanı koyabilmek için biyopsi alınması gerekebilir.  Sedef hastalığını boğaz ağrısı tetiklediyse doktorunuz boğaz kültürü alabilir. Eğer eklemlerinizde ağrı varsa sedef  romatizmasına bağlı eklem hastalığı olup olmadığını görmek için radyolojik tetkikler istenebilir.

Sedef Hastalığının Tedavisi:

     Sedef hastalığında tedavi amacımız hastanın görünür yaralarını geçirebilmek ve hastanın hayat kalitesini yükselterek hayatını kolaylaştırmaktır. Sedef hastalığı uygun tedavilerle kontrol altına alınabilir. Deride daha az kepek oluşumu ya da derinin tamamen normal görünümüne kavuşması elde edilebilir. Ancak tedavi ile sedef hastalığınız kaybolsa dahi ömür boyu yeniden başlama ihtimali vardır. Tedavi sedef hastalığınızın çeşidine ve şiddetine göre değişir.

 

Dikkat etmeniz gereken önemli konular:

  • Sedef hastalığınızla ilgili sorularınız ve öğrenmek istedikleriniz için mutlaka dermatoloğunuza danışınız.

  •  Mümkünse sigarayı ve alkolü bırakınız, yaralarınızı koparmayınız ve kabukları kaldırmayınız.

  •  Diğer sedefli hastalarla konuşup paylaşımda bulunabileceğiniz grup eğitimlerine katılabilirsiniz.

  •  Bu hastalıkta stres çok önemli olduğu için stres kontrolü çok faydalıdır. Bu konuda destek alınız.

  •  Daima size önerilen ilaçları size önerildiği şekilde kullanın, kendi kendinize tedavi değişikliği yapmanız olumsuz sonuçlara yol açabilir. İlaçlarınızı asla başkaları ile paylaşmayınız.

  • Sistemik bir tedaviye başlamadan önce hamileyseniz, emziriyorsanız, iç hastalıklarınız varsa, alkol alıyorsanız veya farklı sebeplerden düzenli ilaç kullanıyorsanız doktorunuzu mutlaka bilgilendiriniz.

Güneş ve Ci̇ldi̇mi̇z

     Bir zamanlar güneşlenmek ve bronzlaşmak modayken artık beyaz kalmak moda! Güneş artık dost değil de bir düşman olduğunu göstermeye başladı. Çevrenizde mutlaka benzer sorunlar yaşayan birileri olmuştur; gençliğinde fazla güneşlenen veya güneşte fazla zaman geçiren kişilerin yüzlerindeki abartılı leke ve kırışıklıklar, tarlada veya güneş altında çalışan ve fazla güneşlenen insanların yüzlerinde veya ellerinde gelişen deri kanserleri, gencecik insanlarda görülmeye başlayan ben kanserleri… Güneş D vitamini üretmemize yardımcı olduğu ve en önemlisi tüm dünyada yaşam kaynağımız olduğu kadar aynı zaman da düşmanımız. 

Güneşe bağlı ciltte gelişen sorunlar:

1. Güneşlenme, güneş yanıkları ve bronzlaşma

     Güneş altında 10-15 dakika bile kalma sonrası ciltte kızarma mümkündür. Uzun süre güneşte kalma sonrası güneş yanıkları kendisini ağrı, kaşıntı ve su toplaması ile gösterir. İlk 18 yaş içinde maruz kalınan güneş yanıkları sonrası ileriki yaşlarda cilt kanseri gelişme riski belirgin şekilde artmaktadır. 

     Solaryum ve doğal güneş ışınları ile bronzlaşma sağlıklı değildir. İşin doğrusu bronzlaşma sağlıklıdır diye bir şey yoktur. Her güneşlenme, her solaryuma girme sonrası cildimiz hasar görür ve bu hasarlar zaman içinde birikerek kendisini 30’lu yaşlardan sonra yavaş yavaş göstermeye başlar. Daha sonraki yaşlarda bu hasar zaman içinde birikim etkisi ile kendisini lekeler, erken cilt yaşlanması ve cilt kanserleri olarak gösterir. 

2. Cilt Yaşlanması

     Uzun süre güneşe maruz kalmak kendisini cildi destekleyen kollajen, hyaluronik asit ve elastin yapısının azalması ve parçalanması sonucu hızlanmış cilt yaşlanması olarak gösterir. Sonuçta daha derin kırışıklık bulunan cilt, daha fazla leke ve daha pürüzlü cilt… Günümüzde herkes daha genç görünmek ve genç kalmak istiyor. Bunu arttıran en önemli faktörlerden birisi güneştir.

3. Güneş Lekeleri

     Güneş lekeleri kozmetik olarak rahatsız edici olduğu kadar bazen de deri kanseri öncüsü olması nedeniyle önemlidir. Her güneş yanığı erken yaşta leke oluşumu riskini belirgin arttırmaktadır. Birikim etkisi ile de ilerleyen yaşlarda güneş lekeleri oluşmaktadır. Oluşan güneş lekelerinin tedavisi bazen çok iyi sonuçlar vermemektedir. 

4. Güneş Alerjileri

     Bazı insanlar güneşe bağlı alerji geliştirebilirler. Hatta bazen bu alerjiler kısa süreli hafif güneş teması sonrası da oluşabilir. Güneş alerjileri hastaların hayatlarını kısıtlayan önemli sorunlardır. Bazı durumlarda kozmetik ürünler, parfümler ve bazı ilaçlar güneş alerjileri ve reaksiyonlarını tetikleyebilir.

5. Deri Kanserleri

     Deri kanserleri son zamanlarda diğer tüm kanserlerden çok daha fazla artmış ve hastalık, sakatlık ve ölümlere neden olmaktadır. Deri kanserleri hayat boyunca çok uzun süre güneşe maruz kalmaktan ve geçmişte gelişmiş güneş yanıkları nedeniyle oluşmaktadırlar. Deri kanserlerinin yaklaşık %90’ı güneşe maruz kalan vücut bölgelerinde ortaya çıkmaktadır. Temel olarak 3 çeşit cilt kanseri görülmektedir.

i. Bazal Hücreli Karsinom (BHK)

     Genellikle uzun süreli ve fazla güneş maruziyeti sonrası, ileri yaş kişilerin en sık yüz, boyun ve el sırtında oluşan kabarıklık, kanamalı yara veya genişleyen leke şeklinde görülen deri kanseridir. BHK en sık görülen ve diğer deri kanserleri içinde en iyi gidişatı olan deri kanseridir. Bu tip tümörler genellikle yavaş büyüyen ve genişleyen deri kanserleridir. Erken dönemde tedavi edilmezlerse zaman içinde kanamaya ve kabuklanmaya başlar ve büyük boyutlara ulaşabilir. BHK tedavi edildikten sonra düşük tekrarlama ve yüksek iyileşme oranına sahiptir.

ii. Skuamöz Hücreli Karsinom (SHK)

     Genellikle deride kabarıklık veya kabuklu yaralar şeklinde ortaya çıkan, en sık kulak, yüz, dudak, el üstü ve ağızda yerleşen deri kanseri çeşididir. İkinci sıklıkta görülür. Gidişatı BHK’ya göre biraz daha kötüdür ve lenf bezelerine, iç organlara yayılabilir. Erken yakalandığı takdirde tedavi şansı yüksektir.

iii. Malign Melanom

     Bütün deri kanserleri içinde en kötü ve en tehlikeli olanıdır. Erken tanı ve erken dönemde tedavi hastalıktan kurtulma şansını arttırır. Malign Melanom ben kanseri olarak da bilinir. Genellikle bu tip kanserler kahverengi veya siyah renktedirler. Melanom yayılma özelliği ile lenf bezelerine ve iç organlara yayılabilir. Dikkat çekmeden ve hiçbir belirti vermeden hızla büyüyüp vücuda yayılabilir. Genellikle var olan siyah veya kahverenkli bir ben üzerinde veya yakınında gelişebileceği gibi yeni çıkan bir ben olarak da kendisini gösterebilir. Ailesinde melanom öyküsü bulunan kişilerin, vücudunda sıradışı, garip ve/veya çok sayıda benleri olan kişilerin, doğuştan beni bulunan kişilerin ve çocukken güneş yanıkları  yaşamış kişilerin melanom riski diğer kişilere göre daha yüksektir.

     Melanom gelişimini erken anlayabilmek için vücudunuzda olan benlerden haberdar olmanız ve onları takip ediyor olmanız gereklidir. Bunun için en iyi yöntem ayda bir boy aynası karşısında vücudunuzda bulunan benlere bakmanız ve onları renk, şekil, kenar değişikliği ve büyüme açısından incelemenizdir. Ayrıca vücudunuza bakarken yeni ben gelişimi açısından uyanık olmanız da gereklidir. Bu şekilde benlerinizi kendiniz takip edebilir ve en küçük değişiklikte veya yeni ben çıkışında doktorunuza başvurabilirsiniz. Vücudunda benleri bulunan kişilerin yıllık düzenli dermatoloji doktoruna muayene olması da önemlidir. Bu şekilde eğer varsa gelişecek melanom erken dönemdeyken tespit edilebilir ve tedavi edilebilir.

     Güneşe aşırı maruz kalmamak, güneş yanıklarından kaçınmak, güneşlenmemek ve düzenli güneşten koruyucu ürünler kullanmak melanomdan korunmada en iyi önlemlerdir. 

Güneşten Nasıl Korunulur?

     Güneş ışınlarından çocuk ve bebekler dahil tüm insanların kesinlikle korunması gereklidir.

1. Koruyucu Giysiler

     Uzun kollu giysiler, uzun pantolonlar ile kollar ve bacaklar güneşten korunmalıdır. Geniş kenarlıklı şapka kullanılarak boyun, kulaklar, yüz üst kısmı ve burun gibi bölgeler korunabilir. Camları güneş ışınlarını filtre edebilen kaliteli güneş gözlükleri ile gözler ve göz kapaklar korunabilir.

2. Güneşten Koruyucu

     Güneş koruyucular güneş ışınlarının zararlı etkilerini azaltırlar ancak tam olarak engelleyemezler. Kar ve kumdan yansıyan güneş ışınları deriye ulaştığı, camlardan güneş ışınları geçtiği için gölgede veya kapalı ortamda olsanız dahi mutlaka en az 30 faktörlü güneşten koruyucular kullanmanız gereklidir. Güneşten koruyucuları güneşe çıkmadan 15-20 dakika önce açıkta kalacak tüm cildinize ince bir tabaka halinde uygulayın. Denize veya havuza girip çıkma sonrası, kurulanma ardından, güneşte uzun süre kalacaksanız 2 saatte bir mutlaka güneşten koruyucunuzu tekrar uygulayın.

3. Güneşten Kaçınmak

     Güneşin en etkili olduğu ve güneş ışınlarının dik olarak geldiği öğle saatlerinde (sabah 10 ile öğleden sonra 4 arasında) olabildiğince güneşten kaçının ve güneşe çıkmayın.

0-262-3334545

0-531-9913272

©2020, Doc. Dr. Berna AKSOY tarafından kurulmuştur.

Yasal Uyarı

Bu sayfa sadece Doç. Dr. Berna Aksoy hakkında bilgiler ve Dermatoloji ile ilgili genel bilgilendirmeler içermektedir.

Tanı ve tedavi için kullanılmamalıdır.

Tanı ve tedavi amacıyla lütfen hekiminize başvurunuz.